Bedava yemek diye bir şey yoktur
Nur ŞAUL BARAKASDünya artık “küresel bir köy” söyleminin üzerinden yıllar geçti. Amerikalılar, Fransızlar, Çinliler, Almanlar, İngilizler, Ruslar, Mısırlılar diğerleri ve bizler. Hep birlikte çalışmaya dünyaya tek bir pazar olarak bakmaya ve onlarla yaşamaya alışıyoruz. Dünyanın bir ucuna giderek yeni pazar açılımları yarat
Alev SEREN

Yazımın başlığındaki söz geçen hafta vefat eden Nobel ödüllü ünlü ekonomist Milton Friedman’a ait. Adı ve savundukları hep serbest piyasa ve özgürlük ile yan yana giden Friedman ekonomi literatürünün en ünlü simlarından biriydi.
Friedman bugun Ukrayna sınırları içinde kalan bir şehirden Amerika’ya göç eden orta halli Yahudi bir ailenin çocuğu olarak  1912’de New York’ta doğdu. Akademik hayatının erken dönemlerinde istatistik ve matematik ile ilgilendi ancak sonraları tamamen ekonomiye yöneldi ve doktorasını 1946 yılında Colombia Üniversitesi’nde tamamladı. Kariyerinin önemli bir kısmında Richard Nixon ve Ronald Regan da dahil olmak üzere hükümetlere, liderlere danışmanlık yaptı. 1976’da “tüketim analizi, para teorisi, istikrar politikaları” gibi alanlara yaptığı katkılardan dolayı Nobel Ekonomi Ödülü’ne layık görüldü. Uzun yıllar çalıştığı Chicago Üniversitesi’nden emekli olduğu 1977 yılından ölümüne kadar Standford Üniversitesi, Hoover Enstitüsü’de akademik araştırmalarını sürdürdü.
Friedman çalışmaları hakkında sıkça dile getirilen bir nokta teorilerinin günümüz ekonomik hayatına zaten çok güçlü şekilde işlemiş olduğu ve dolayısıyla yapıtlarını okuyanların, aslında ne kadar yeni şeyler söylemiş olduğunu farketmekte güçlük çekmeleridir. Yeni şeyler söylediği gibi, bunları söylerken birçok yerleşik fikre de karşı çıkmıştır. Örneğin Keynes’in insanların tüketimlerinin, mevcut gelirleri ile orantılı olduğu fikrini reddetmiş ve tüketimin insanların hayatlarının tamamında elde edebileceklerini düşündükleri gelirin bir fonksiyonu olduğunu kuramlamıştır. Günümüzde daha rahat gözlemlenebilen harcama alışkanlıkları düşünüldüğünde bu fikri anlamak belki daha da kolay. Mevcut gelirin önem arzettiği nokta, hayatımızın tümündeki beklenen gelirimiz için göz ardı edilmeyecek bir fikir veriyor olması.
Friedman’in en ünlü teorisi ise para arzı ile ilgili olan monetarism. Friedman’a göre Merkez Bankası piyasadaki para arzını gayri safi milli hasıla artışı ile aynı oranda arttıracak bir düzenek kurarsa enflasyonu ortadan kaldırabilecektir. Fikirleri birçok ekonomist tarafından eleştirilmiş de olsa ‘para politikaları’nı düşünüş ve öğretiş şekillerini derinden etkilediği açıktır. MIT üniversitesinin ders kitaplarının 1948 baskısında “merkez bankası para politikalarının piyasalar üzerinde çok sınırlı etkisi olduğu” yazarken, 1967 baskısında etkinin önemli olduğu, 1985 baskısında ise “Para’nın makroekonomik politika belirlemek için en güçlü araç olduğu” yazmaktadır.
Öte yandan Friedman ve arkadaşları Philip Eğrisi olarak bilinen enflasyon ve işsizlik arasındaki ters orantılı ilişki üzerine uzun vadeli bir ekonomi politikası kurulamayacağını ortaya koydular. Philip Eğrisi’ne göre devlet para arzını arttırarak enflasyonu yükselltiğinde işsizliğin azalmasını sağlayabiliyor dolayısıyla 2 faktörden birinin lehine diğerinin aleyhine oynarak strateji geliştirmek mümkün gözüküyordu. Ancak uzun vadede işsizliğin temini için yüksek enflasyonun yeterli olmadığı, sürekli yükselen bir enflasyonun gerekmesi, dahası 1970’lerde hem yüksek enflasyon hem yüksek işsizlik yani stagflasyon yaşayan eknomilerin bulunması Philip Eğrisi’nin İngiliz tarihsel verilerinden yola çıkarak oluşturulan modelini zayıflatmaya yetti.
Özgürlükçü ve belki de yerleşik olana aykırı fikirleri yalnızca ekonomi alanına yönelik değildi. Vietnam Savaşı sonrası Amerika’da askere çağrılma uygulamasının değiştirilmesi, ebeveynlerin çocuklarını gönderecekleri okulu seçebilmesi, evde eğitim, uyuşturucu ile ilgili bazı kullanımların serbest bırakılması gibi sosyal hayata ait birçok fikir geliştirdi ve aktif şekilde savunuculuğunu yaptı. Kendisine dair yazılmış anekdotlarda sağlam fikirler kurmanın, bu konuda disiplinli çalışmanın ötesinde çok iyi bir hatip olduğu ve hatta hiçbir münazarayı kaybettiğinin görülmediği sıkça belirtiliyor. 
Eşi Rose Friedman ile birlikte hazırlayıp sundukları, 1980’lerin başında PBS televizyonunda gösterilen ve ardından aynı adla kitaplaşan ‘Free To Choose’ programları profesörün ekonomiyi toplumla paylaşmayı ne kadar önemsediğinin en güzel örneği. Kitaplarını okumaya bir alternatif olarak renkli konukların da yer aldığı ve her bölümde serbest piyasa işleyişinin bir yönü üzerinde durulan programlara Internet üzerinden ulaşabilirsiniz.