FRANCİS SALVADOR: Unutulmuş belki de asla tanınmamış Amerikalı kahraman
FRANCİS SALVADOR: Unutulmuş belki de asla tanınmamış Amerikalı kahraman

Amerikan Devrimi sırasında hayatını kaybeden ilk Yahudi olan Francis Salvador’un hayatı bir anıttan çok daha fazlasını hak ediyor

Güney Carolina Eyaleti Charleston şehrindeki 52 numaralı otoyolun hemen çıkışında güzel ve ünlü Washington Park’ı bulunur. Düğünler ve benzeri sosyal toplantılar için tercih edilen bir mekan olmanın dışında, Washington Park’ı George Washington heykelleri, Güney Konfederasyonu anıtları ve yerel ve ulusal bir çok kahramanın anısına adanmış plaketler dahil olmak üzere birçok tarihi yapıya ev sahipliği yapar.

Büyük bir olasılıkla, Amerikalıların büyük bir çoğunluğu Francis Salvador adını hiç duymamıştır. Eğer dürüst olmam gerekirse, üniversite sonrası eğitimim sırasına kadar ben de ondan söz edildiğini duyduğumu hiç hatırlamıyorum, zaten o sırada da adını sadece laf arasında duymuştum. Gerçekte, Salvador’un hikâyesi hiç de öyle dramatik bir hikâye değil, bu da herhalde fazla tanınmamış olmasının birçok nedeninden biri. Yine de,  tarihi olarak az tanınmışlığına  rağmen, Salvador’un hikâyesi ilgi göstermeye değer bir hikâye, çünkü bu bir sadakat, vatanseverlik ve fedakârlık hikâyesi.

PORTEKİZ’DEN ABD’YE YOLCULUK

1747’de doğmuş olan Salvador, İngiltere’deki Portekiz Sefarad Yahudi Cemaati lideri ve son derece başarılı bir iş adamı olan Joseph Salvador’un şanslı oğluydu. Joseph Salvador keskin ticari içgüdüleri sayesinde inanılmaz bir zenginlik ve prestij sahibi olmuştu, bu zenginlik ve prestij onun Britanya Doğu Hindistan Şirketinin doğal başkanı olmasını sağladı. Buna ilave olarak, Joseph Salvador İngiltere’de yaşayan yoksul ve ihtiyaçlı Yahudilerin savunucusuydu, bu kişilerin Georgia Eyaletine yerleşmelerine yardımcı olarak onları destekledi (bu oldukça zor bir işti, çünkü ‘Yeni Dünya’da Yahudiler göreceli olarak istenmeyen bir gruptu.)

Francis Salvador’un gençlik yılları ailesinin başarıları sayesinde lüks içinde geçti. Ama hayatta sık sık karşılaşıldığı gibi, ekonomik fırtınalar ve dünyadaki kargaşalar Salvador ailesinin varlığının ve prestijinin büyük bir kısmını kaybetmesine yol açtı. 1755’teki Lizbon depreminin Portekiz’deki mal varlıklarını tahrip etmesi  ve Doğu Hindistan Şirketinin çöküşüyle birlikte ailenin tüm kaynakları tükendi. Salvador ailesi için tek bir olasılık kalmıştı: mal varlıkları bulunan Amerikan kolonilerine göç etmek ve orada yeniden başlamak.

Francis Salvador Güney Carolina’ya 1773’te tek başına geldi. Umudu ailesinin topraklarına yerleşmek ve daha sonra karısını (Sarah) ve üç çocuğunu oraya çağırmaktı. Ancak Güney Carolina’ya varışının zamanlaması, Salvador’u zaman içinde farklı bir yöne çekecek olan beklenmedik yeni zorlukları da beraberinde getirdi. Her geçen gün daha yoğun bir şekilde alevlenen Amerikan Devriminin yangınları, Salvador’u Amerikan bağımsızlığının tutkulu ve lafını sakınmayan sesi olmaya yöneltti. Varışının üzerinden bir yıl sonra, Salvador Güney Carolina Genel Meclisinin bir üyesi olmuştu. 1774’te, Güney Carolinalılar Salvador’u Ocak 1775’te ilk toplantısını gerçekleştiren Devrimci Eyaletler Kongresi’ne temsilci olarak seçtiler. Kongrenin toplantıları sırasında Salvador düzenli olarak bağımsızlığın gerekliliği konusundaki tutkusunu açıkça dile getirdi.

MİLİSLERLE BİRLİKTE SAVAŞ

Güney Carolina Eyaletine verdiği politik hizmet dışında, Salvador Güney Carolina milisleri ile birlikte savaştı, yaklaşmakta olan bir Cherokee saldırısına karşı kırsal kesimleri uyarmak için cesur bir şekilde gece yarısı at üzerinde yaptığı yolculuktan sonra ‘Güneyli Paul Revere’ lakabını kazandı. Ve hem milislerle hem de seçilmiş olduğu genel mecliste verdiği hizmetler her açıdan örnek teşkil edecek davranışlar olmasına rağmen, Salvador’un bağımsızlık uğruna verdiği hizmet kısa süreli oldu.  Salvador 31 Temmuz 1776 tarihindeki askeri bir çarpışma sırasında vuruldu ve daha sonra bir grup saldırgan Cherokee yerlileri ve yerel kral taraftarları tarafından kafa derisi yüzüldü. Milislerin Cherokee/Kral taraftarları saldırısını geri püskürttüğünü görecek kadar hayatta kalmayı başarmış olsa da, Salvador daha sonra aldığı yaralara yenik düştü ve yirmi dokuz yaşında öldü.

Salvador’un ölümünün yarattığı tepkiler tüm kolonilerde hissedildi. Tarihçi Michael Feldberg Özgürlüğün Nimetleri adlı kitabında şöyle der:

“Daha sonraları Güney Carolina eyaletinin başyargıcı olan William Henry Drayton, Salvador’un “benimsediği ülkenin hizmetinde hayatını feda ettiğini” söylerken, arkadaşı olan Henry Laurens, Salvador’un ölümünün “Evrensel üzüntü yaratan” bir olay olduğunu belirtti. İngiltere’den ayrıldıktan sonra karısını ve çocuklarını bir kez daha göremeden 29 yaşında ölen Salvador, Amerikan Devrimi sırasında ölen ilk Yahudi’ydi. İronik bir şekilde, cephede savaştığı için, Salvador Philedelphia’da toplanmış olan Kıtasal Kongrenin, tam da onun ısrar ettiği şekilde, Özgürlük Bildirgesini kabul ettiğini asla öğrenemedi.”

Francis Salvador’un mirası genelde tarih kitaplarında bir nottan başka bir şey değil. Salvador çoğu zaman Amerikan Devrimi sırasında ölen ilk Yahudi olduğu için ve belki de biraz daha fazlası için hatırlanıyordur. Ölümü dikkate değer olduğu halde, Francis Salvador’un hayatı basit bir sayfa sonu notundan veya pek az bilinen bir anıttan çok daha fazlasını hak ediyor. Gerçekte Salvador, Amerikan Devrimini özel yapan şeyin ta kendisidir. O bir yabancıydı, yerli Hıristiyan Amerikalı devrimci kardeşleri için güvenilir bir dost ve yoldaş olan bir Yahudi ve zengin bir İngiliz aristokratıydı.

Francis Salvador’un geride bıraktıklarını en güzel şekilde anlatan sözler, Washington Parkındaki anıtın üzerinde yer alan sözlerdir herhalde:

Bir aristokrat olarak doğdu, bir demokrat oldu;

Bir İngiliz’di, Amerikalılardan yana oldu;

Ezeli inancına sadık kaldı, hayatını verdi;

İnsanoğluna bağımsızlık ve karşılıklı uzlaşma getirecek yepyeni umutları için

Çela Saranga

Kaynak: World History.com