Ortadoğu yeniden

Uzun zamandır nispeten sessizliğe bürünmüş İsrail – Gazze sınırında bugünlerde hareketlilik var. Gerçi ülkemizde bu konu medyaya olanca gücüyle yansımadı. Ancak Ortadoğu yine zor bir coğrafya olduğunu kanıtlarcasına için için yanmaya başladı.

Uzun zamandır nispeten sessizliğe bürünmüş İsrail – Gazze sınırında bugünlerde hareketlilik var. Gerçi ülkemizde bu konu medyaya olanca gücüyle yansımadı. Ancak Ortadoğu yine zor bir coğrafya olduğunu kanıtlarcasına için için yanmaya başladı.

Hamas’ın İsrail’in güney kentlerine geçtiğimiz hafta gönderdiği roketlerin kim tarafından ateşlendiğinin bu aşamada pek bir önemi yok. Bu roketlerin Mısır seçimlerinin hemen öncesinde, seçimler sırasında ve sonrasında gönderilmesinden ne gibi bir anlam çıkarmak gerekir? Veya bundan bir anlam çıkarmak gerekir mi?

Hüsnü Mübarek’in sağlık durumu hakkında – yazının kaleme alındığı ana dek – bir açıklama gelmez, Mısır’daki seçim sonuçları açıklanmış olmasına rağmen iktidarın ne şekilde yönleneceği henüz tam olarak belirginleşmemişken, Hamas’ın takındığı tutum, gelecekteki sıkıntılı bir sürece işaret ediyor gibi. 2011 kışında Tahrir Meydanını dolduran halk yığınları iktidar değişikliği talep ederken, muhakkak ki, akıllarında Mısır – İsrail ilişkilerinin yarını yoktu, ya da en azından bu öncelikli bir mesele değildi. Ancak takvimin hızla değişen yapraklarının bizi getirdiği yerde, ilk andan itibaren seçimleri kazandığını ilan eden Müslüman Kardeşlerin, Başbakan Begin ile Başkan Sedat’ın hayatı pahasına imzaladığı Camp David Barış Anlaşmasını yakında askıya alabileceğini görmemek olanaksız.

Bu durum karşısında, kasım ayında seçimlere hazırlanan ABD’nin nasıl bir tavır takınacağı tartışılmaya değer. Bölgedeki Suriye unsurunu da unutmamak gerek. Bazı uzmanlara göre(1), Suriye’deki çatışmalar sonrasında, burada da kendine İslam’ı referans alan bir düzenin oluşması ne ABD’yi,  ne Avrupa’yı ne de Rusya’yı memnun edecektir. Bir de Lübnan var. Geçtiğimiz haftalar, buranın da karışma potansiyelinin yüksek olduğunu gösterdi bizlere…

Böylesi bir ortamda İsrail ile Filistin arasında - bırakın anlaşma zemini bulunması - barış konulu bir kompozisyonun dahi kaleme alınması hayalcilik olacaktır. Ortadoğu’da, Mısır ve Suriye’de taşların yerine oturması beklenecek. Lübnan’ın ve daha da önemlisi Ürdün’ün dengede kalması da önemli. Unutmamak gerekir ki Ürdün halkının çok önemli bir bölümü Filistinli ve Haşimi Hanedanının politik sahnedeki son temsilcisi Kral II. Abdullah’ın işi kolay değil… Bu fırtınalı havada dümeni sağlam tutması, kendi geleceği için, şart.

Öte yandan, İsrail’in de komşuları ile ilgili hatasız politikalar üretmesi ve bunları devletler topluluğu nezdinde anlaşılabilir bir zemine oturmasını sağlaması gerekiyor. Daha önceki tecrübeler son yıllarda bu konuda bazı beceriksizlikler yaşandığını ortaya koyuyor. Güvenli sınırlar içinde refah dolu bir yaşantıyı vatandaşlarına sunmak her devletin vazgeçilmez var oluş ilkesidir. Ancak olayların gelişimini iyi okumak, getirisini ve götürüsünü iyi hesaplamak lazım.

Haaretz’in cuma günkü(2) internet sayısında yayınladığı editoryal de bakın ne diyor, paylaşmak isterim: “İsrail Gazze’deki terörist örgütler tarafından kendisine kurulan ve ortamı germeyi amaçlayan her tuzağa düşmek zorunda değil. Bazen soğukkanlı olmak akıllıca olabilir.”

(1) Semih İdiz. Milliyet 23/6/2012 sayısı

(2) 22 Haziran internet sayısı


Marsel Russo