Barış için Yaratıcı Toplum: LET THE MUSIC PLAY!
Barış için Yaratıcı Toplum: LET THE MUSIC PLAY!

İsrail’de konser vermek isteyen uluslararası sanatçılar çoğu zaman boykotlarla karşılaşıyor. Bu boykotlara karşı mücadele eden ‘Barış için Yaratıcı Toplum’ örgütü sanatın politikaya alet edilmemesi için uğraşıyor

İsrail’de konser vermek isteyen ünlü şarkıcılar nadir rastlanan bir engelle karşılaşıyorlar. BDS (Boycott, Divestment, Sanctions - Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi, Yaptırım)  hareketi, kitleleri peşinde sürükleme gücü olan dünya çapındaki ünlü sanatçılara, İsrail’deki konserlerini protesto amaçlı iptal etmeleri için baskı ve tehditlerde bulunuyor. Bu sözde insan hakları organizasyonları İsrail’i, Filistinlilere ‘Apartheid’ yani Güney Afrika’da 1994’e kadar süren beyaz olmayanlara ayrımcılık gözeten politikanın aynısını uygulamakla suçluyorlar. 1985’teki “I won’t Play Sun City / Sun City’de çalmam” hareketi ile Bono, Peter Gabriel ve Bruce Springsteen gibi dev isimlerin katılımıyla Apartheid’e karşı yürütülmüş sanatsal boykotun bir benzerini İsrail’e uygulamaya çalışıyorlar. Bu bağlamda BDS hareketi yüzünden geçmişte Elvis Costello, The Pixies, Carlos Santana ve geçen yıl ölen hiphop müziğin öncülerinden Gil Scott, İsrail’deki konserlerini iptal etmişlerdi. Neyse ki Haziran 2010’da kurulan CCFP (Creative Community for Peace - Barış için Yaratıcı Toplum) bu tatsız durumlara karşı “Let the Music Play / Bırak Müzik Çalsın” sloganıyla ortaya çıktı.

SANATA BOYKOTA HAYIR!

CCFP, bölgedeki tek demokrasi olan İsrail’i kültürel boykotlarla dışlayan örgütlere karşı ABD’de kuruldu. Özellikle son zamanlarda bu Filistin yanlısı kuruluşlar gerek mektup, e-mail ve Facebook kampanyalarıyla bu sanatçılara baskı uygulayarak programlarını iptal ettirmek için çabalıyorlar. Mavi Marmara krizi sırasında aynı baskıya maruz kalmış fakat konserini iptal etmemiş olan Elton John’un Ramat Gan stadyum konserindeki “Kimse bizi buraya gelmekten alıkoyamaz ve vicdanımızla oynayamaz,” sözleri o sırada konserde olan müzik endüstrisinin dünya çapında önde gelen yöneticilerinden Steve Shnur’u bu konuya el atmaya itti. “Yahudi kuruluş ve derneklerine her zaman bağış yapan biri olarak bu sefer elimi taşın altına koymak ve bir değişim yaratmak istedim,” diyen Artwerk Music Group Başkanı Shnur, arkasına eğlence sektöründe yer edinmiş başka isimleri de alarak CCFP’yi kurdu. Öncelikle Universal Music şirketinin CEO’su David Rezner’i ikna eden Shnur birlikte kuruluşun amacına yönelik nasıl bir yol izleyeceklerini belirlediler.

KİŞİSEL İLİŞKİLERİN ÖNEMİ

Amerika’da müzik sektörünün Yahudilerin elinde bulunması şüphesiz CCFP için mükemmel bir avantaj niteliğinde. Dolayısıyla ünlü sanatçıların boykot çağırılarının karşısında yılmamalarını sağlayacak anahtar da doğrudan temas. Eğer yalan yanlış bilgiler ve tehditlere maruz kalan sanatçılarla doğrudan temasa geçilirse daha etkili sonuçlar alınabileceği için CCFP, bünyesine birçok medya yöneticisi, sanatçı, menajer ve avukat kattı. Güçlü isimler arasında Warner Bros Filmcilik’in müzik operasyonlardan sorumlu eski Başkanı Doug Frank ve işin İsrail ayağını yürütecek, ülkenin en büyük müzik yayın şirketi Media Man Group’un CEO’su  Ran Geffen-Lifshitz de bulunuyor.

İŞLER NASIL YÜRÜYOR?

Ran Geffen-Lifshitz’den her ay İsrail’e gelecek olan ünlü sanatçıların listesini alan kuruluş öncelikle üyelerinin arasında sanatçıyı veya menajerini şahsen tanıyan olup olmadığına bakıyor. Sektörün hayli prestijli liderlerinin oluşturduğu CCFP’de zaten çoğunlukla böyle biri bulunuyor. O üye doğrudan sanatçı ile temasa geçiyor böylece sanatçı herhangi bir hayranından ziyade bu işin duayeni ile muhatap olmuş oluyor. Sanatçı önce telefonla aranıp İsrail’e geleceği için tebrik ediliyor ve sonrasında çeşitli protesto çağrılarına maruz kalacağına dair uyarılıyor. Sanatçıya bir mektupla BDS’nin suçlamalarının yanlış bilgilere dayandığı, İsrail’in Filistinlilere onların öne sürdüğü gibi ‘apartheid’ politikası uygulamadığı, tersine çevre ülkelerdeki dindaşlarına göre çok daha fazla demokratik haklara sahip oldukları anlatılıyor. Mektupta ayrıca daha evvel İsrail’de konser vermiş sanatçılar sıralanıyor ve sanatın her dalının önüne koyulacak engelin barış isteyen İsrailli ve Filistinli ılımlılara bir ceza niteliğinde olacağından söz ediliyor. Ayrıca yeni hazırlanmış internet sayfalarına mutlaka göz atılması rica ediliyor. Sanatçıyla İsrail’e geldiğinde özel olarak ilgilenileceğinin, ne zaman isterse buluşma ve toplantı ayarlanabileceğinin sözü veriliyor.

CCFP BAŞARILI OLABİLİYOR MU?

İşte bu aşamalarla hedefine ulaşmaya çalışan CCFP, 2010’un Kasım ayında, İsrail’e gitmesi durumunda ölümle tehdit edilen siyahi R&B ve Soul şarkıcısı Macy Gray’i Tel Aviv’de sahne almaya ikna etmeyi başardı. ‘Apartheid’ kelimesini İsrail ile bağdaştırılması özellikle Afrika kökenli Macy Gray’i endişelendirmiş. Renzer, Gray ile uzun görüşmelerden sonra onu İsrail’e gelip, gerçeği kendi gözleriyle görmeye razı etti. Konserinden sonra hem İsrailli hem de Filistinli çocuklarla buluşan Gray ayrıca Tel Aviv Belediyesi’ne bir ambülans motosiklet bağışı yaptı.

Dennis Jannah adlı Hollandalı caz vokalistinin İsrail’de 5 Eylül 2011’de vereceği konser öncesi BDS’nin internet üzerinden kendisine gönderdiği açık mektup da sonuç vermedi. Boykot çağrılarına rağmen gerçekleşen konser sonrasında BDS yine de web sitesinde Dennis Jannah’nın kendilerine tam destek vermiş olduğunu duyurdu. Aynı süreç tam olarak Rod Steward ve Bob Dylan’ın İsrail’de verdikleri konser öncesi yaşandı. Yine BDS’nin sitesinde, Macy Gray’in twitter hesabında “İsrail’de olan bitenleri bilsem burada konser vermezdim” dediği iddia ediliyor. CCFP’nin imkânları maalesef bu tür karalamalarla, doğruluğu kesin olmayan iddialarla uğraşmak için yeterli değil, zaten önceliği de bu değil. CCFP’nin asıl hedefi bu gibi engellerle karşılaşmış büyük sanatçıların nihayetinde İsrail’e gelmelerini, gerçekleri kendi gözleriyle görüp değerlendirmelerini ve sanatlarını icra edebilmelerini sağlamak; kısaca müzikle politikayı birbirinden ayırmak.

CCFP müziğin ve sanatın her dalını, insanların birbirlerini oldukları gibi kabul etmelerini, daha iyi anlayabilmelerini ve diyalog kurabilmelerini sağlayan bir köprü olarak görüyor. CCFP’nin internet sitesinde de görülebileceği üzere bunun en güzel örneği atalarının Afrikalı olduğunu DNA testi ile ispat ettirmiş, dört Grammy Ödüllü India Arie’nin İsrail’in bir numaralı müzisyeni Idan Raichel ile birlikte Nobel Barış Ödülleri gecesinde barış, sevgi ve eşitlik şarkısı söylemiş olması. 

WWW.CREATIVECOMMUNITYFORPEACE.COM

CCFP resmi sitesinde İsrail’de daha evvel sahne almış şarkıcılar listeleniyor. Onların tecrübeleri fotoğraflar ve videolar eşliğinde aktarılıyor. Sitede dünya çapında ünlülerin İsrail için söyledikleri yer alırken ayrıca ‘İsrail’in Gerçekleri’ başlığı altında ülkedeki insan hakları ve demokrasi hakkında bilgi veriliyor.

İsrail’de bugüne kadar Black Eyed Peas(2006), Madonna(2009), Lady Gaga(2009), Metallica(2010), Rihanna(2010), Justin Bieber(2011), gibi ağır toplar konser verdiler. Önümüzdeki sene için CCFP ‘Barış için Konser’ adlı bir proje üzerinde çalışıyor. Yahudilerin ve Filistinlilerin birlikte var olabilmesi konulu kısa film festivali de önümüzdeki senenin planları arasında. Yine 2012 için İsrail’e gelecek olan ünlüler arasında Madonna, Lady Gaga,Guns And Roses, Scorpions ve Red Hot Chili Peppers bulunuyor.

BDS hareketinin kimilerine göre haklı tarafları olsa da, bir sanatçının kültürel boykota katılması aslında kendi kendini baltalamasıdır. Sanatçı her türlü birlik beraberlik, barış ve karşılıklı anlayış mesajlarını verebilecek güçteyken kitleleri yanlış yönlendirmiş olur. Elie Wiesel’in dediği gibi “Barış Tanrı’nın kullarına bahşettiği bir hediye değil, insanların birbirlerine verdikleri bir hediyedir.” Aynı şey sanat için de söylenebilir.


Selin Kandiyoti