Övgü gerektiğinde

İlginçtir, sürekli sözcüklerle boğuşmama, yazıda tümceleri istediğim gibi kurmama karşın, duygularımı sözle dile getirmeye çalıştığımda, dilim nedense yetersiz kalıyor, suskunlaşıyorum. Öyle ki, övgüye değer gördüğüm ve bunu söylemem gereken düşünce ve davranışlara, o anda yeterli coşkuyu gösteremiyor, çoğu zaman olağan karşılamış gibi oluyorum. Doğrusu bu bana göre bir eksikliğim, belki de yetersizliğim; ama daha fazlası hiç elimden gelmiyor. Diyelim ki bir insana, onu sevdiğimi ya da kimi yönleriyle beğendiğimi söylemek istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerimi yazıya döktüğümde en uygun ve etkili şekilde dile getirebilirken, yüzüne karşı söylemek için nedense zorlanıyor, bir anda belleğimdeki sözcükleri tüketmiş gibi oluyorum. Bu yeni bir şey değil, kendimi bildim bileli böyle!

Eşim zaman zaman bu yöndeki yetersizliğimi yüzüme vursa da, kırk yıla yakın bir birliktelikten sonra artık alıştı. Özellikle kendisine yöneltmem gereken övgülere karşı... Kimi olay ve davranışlar karşısında gerçek düşünce ve duygularımın ne olduğu bu süre içinde o denli sınandı ki, artık suskunluğumdan bile gerekli anlamları çıkarabiliyor. Ancak konu yalnızca eşim değil, yakın çevrem ve başkaları!..

Biliyorum, çok azımız dışında herkes bir başarıdaki payının, yaptığı bir seçimin, olumlu farklılığının ya da güzelliğinin karşılığı olarak bir övgü ya da okşayıcı birkaç söz bekler. Doğaldır, mutlaka bunu da hak etmiştir; çünkü o daha farklıdır, daha iyidir, başkalarına göre bir ya da birkaç adım öndedir. Bu nedenle övgüler, onun için bir dürtü, yeni bir güç, maddesel karşılığı olmayan bir doyumdur. Karşımdaki insanı bunlardan yoksun bırakmamda en büyük etmen, her halde benim bu konudaki çekingenliğim, konuşmadaki sözcük cimriliğim oluyor!

Bu sözlerim karşısında gelebilecek eleştiriler, mutlaka namluya sürülmüş bir mermi gibi hazırdır:

Madem bu eksikliğimi, yetersizliğimi biliyorum, neden kendimi değiştirmek için bir çaba harcamıyorum, diye başlayıp eleştirinin dozunu arttırarak sürebilecek sözler!

Doğrudur, ancak bu yetersizlik ya da konuşurken kendimi gerektiği kadar ifade edememe durumunu kolay aşamıyorum. Bu sorun, sanırım çocukluğumdan bu yana geliyor. Okulda olsun bildiğim konularda söz almaya çekinir, sözlü sınava kalktığımda da yeterince anlatamazdım. Bu gün de bir hazırlığım, önceden alınmış notlarım yoksa bir topluluk karşısında konuşurken her zaman heyecanlanırım.

Son noktadan sonra birazcık soluklanalım.

Bu bir savunma ya da hesaplaşma yazısı değil, yalnızca sıradan bir saptama! Belki de benim durumumda olan, benzer bir baskıyı içinde duyumsayanlarla duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Bu konuda hiçbir kaygısı olmayanlara zaten söyleyecek bir sözüm yok!

 


Avram Ventura Düşündükçe