Nereden nereye?

Milli Eğitim Bakanı bir tamimle okullarda “Gazze’de hunharca öldürülen çocuklar için tören” düzenlettiği dönemde aklıma kendi çocukluğum geldi.

* * *

Bir Rumeli göçmeni anneannemi biz torunları, bizi bırakın 5 vakit namazını kılan dedem “yobaz” bulurduk. Anneannem de başını secdeden kaldırmadığı gibi her yıl 3 ay oruç tutar, saçını torunlarının yanında bile açmaz, hurafelere büyük prim verirdi.

“Olağanüstü olayların gerçek Müslümanlar tarafından mümkün kılındığı” hikayeleri bize anlatmaya bayılırdı. Biz de kıs kıs gülerek kendisini dinlerdik.

Hatta, anneannem Amerikalılar aya gittiğinde bu olaya inanmamıştı. Ona göre, ay Yüce Peygamberimizin ruhu idi, onun aziz ruhu biz insanları uzaydan aydınlatıyordu. Manevi bir varlık olan ruha ulaşmak mümkün değildi, bu yalanı Amerikalılar uydurmuştu.

Anneannemin “yalana yazık!” sözü ile ifade ettiği tepkisi dedemi hayli kızdırmıştı.

* * *

Sene 1963-64. Nişantaşı’nda İngiliz Orta Okulu’nda okuyorum. Yaş 12-13. Okulda en yakın 2 arkadaşım Jak ve Biko. Okuldan sonra birbirimizin evinde oynuyor, yemek yiyoruz.

Yazları ben onların Büyük Ada’daki ve Caddebostan’daki yazlıklarına gidiyor, birkaç gece kalıyorum.

Bir gün Nişantaşı’nda Hacı Emin Efendi Sokak ile Güzelbahçe Sokağın birleştiği köşebaşında bulunan apartmanın giriş katındaki evimizin penceresi altında, sokak ortasında, Jak ile dozu giderek artan bir ağız dalaşına girdik. Neden kapıştığımızı hatırlamıyorum.

Sonunda hırsımızı alamadık, seviye iyice düştü.

Galiba Jak bana “hayvan” dedi.

Ben de anında ona “pis Yahudi” deyiverdim.

Meğer, bizim evin penceresi açıkmış.

Anında anneannemin başı pencereden gözüktü. Sert bir ifade ile:

“Sen hele bir eve gelsene!”, dedi.

Çaresiz, eve yöneldim. Jak da peşimden seyirtti. Kapı açıldı.

Anneannem bir tek kelime dahi sarf etmeden bana şiddetli bir tokat çaktı.

“Sen kimsin de Allah’ın dinine küfür edersin...!”

“Ama anneannne...”

“Sus, sus...demek ki sana neyin ne olduğunu öğretememişiz.”

“Ama anneanne...”

“Büyük günah işledin. Ruz-i mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceksin?”

Neyse ki araya Jak girdi. R’leri telafuz edemeyen konuşması ile:

“Anneannecim, ama ben de ona küflettim!”

Anneannemi birbirimize küfür etmemiz ilgilendirmiyordu, o Allah’ın dinine yapılan saygısızlığa kızmıştı.

Ben o gün haddimi aşmış, arkadaşımı rencide etmiştim. Ancak, anneannemin doğal tepkisi de onun gönlünü almıştı ki, beni sonunda anneannemin elinden Jak kurtardı.

* * *

Gazze’de ölen yavrulara sahip çıkan Bakan, fark etmese de, kendi yavrularını o merasim günü rencide etmiştir.

Bakan Bey kusura bakmasın ama anneannemden daha üstün bir Müslüman da değildir.

Merasim günü Yahudi çocuklarımızın küçücük ruhlarının neler yaşadığını az çok tahmin ediyorum.

Zira, Hrant Dink’in hunharca katledilmesinin ardından “Bugün ben Ermeniyim!” diye yazdığımda aldığım tehditleri ben biliyorum.

Üzeyir Garih öldürüldüğünde bir sürü gazeteci Üzeyir Garih’in ölümüne üzüldüklerini belirten yazılarında rahmetli için “toprağı bol olsun!”, diye yazmışlardı.

Ben de Garih için “Allah gani gani rahmet eylesin”, diye yazmış, diğer dinden insanlar ölünce Müslümanların kullandığı “toprağı bol olsun” sözünün anlamsızlığına değinmiştim.

Herhalde, anneannemden yediğim tokat hala zihnimdeydi ki, “siz Allah’ın dinleri arasında nasıl ayrım yaparsınız!”, minvalli serzenişte bulunmuştum.

* * *

Bana öyle geliyor ki, farklılığımızı koruyarak, farkı fark etmeden yaşamak bügünlerde zor zanaat!

“Bilmem ne asıllı Türk” lafı hala günlük hayatta, hatta gazetelerde kullanılıyor ve biz bu tabiri kullanmaktan hala utanmıyoruz.

Birbirimize sadece “Türk” demeyi hala beceremiyoruz.

Farklılıklarımızın ifade edilmesi gereken durumlarda hala “Müslüman-Türk”, “Yahudi-Türk”, “Kürt-Türk” “Alevi-Türk” v.b. terimlerine ağzımızı alıştıramıyoruz.

1960’lı yıllarda Nişantaşı’nda top peşinde koşarken kim Müslüman, kim Yahudi, Ermeni, Rum, Kürt, Alevi v.b. farkına bile varmazdık.

Eminim, hala çocuklarımız arkadaşları arasında dini veya etnik ayrım yapmıyorlardır. Ancak, ben son dönemde yetişkinler arasında hızla artan bir ayrımcılık hissediyorum.

* * *

21.yüzyılda giderek; bölünerek büyüyen amipe benzeyen Türkiye beni üzüyor.


Cüneyt ÜLSEVER 360 Derece