Aşk ve şehvet dansla dile geldi
İş Sanat 2008’e bir başyapıtla veda etti. İsrail’in gözde repertuar topluluklarından Kamea Dance Company 27 Aralık Cumartesi akşamı, Carl Orff’un ölümsüz eseri Carmina Burana’yı, Koreograf Tamir Ginz’in yorumuyla tutku dolu bedensel bir şölene dönüştürdü

Miriam ŞULAM
Tuna SAYLAĞ

İzlediğimiz muhteşem gösteriden bir gün önce Kamea Dans Grubu’nun koreografı ve yöneticisi Tamir Ginz ile sohbet ettik. Biraz İbranice, biraz İngilizce ama en çok dans dilinde konuştuk! Farklı ve renkli bir kişiliği olan Ginz, bakın bize neler anlattı... Önce o bize sorular sordu; Şalom Gazetesi’nin kaç okuyucusu var? İstanbul’da kaç Yahudi yaşıyor, acaba gösteriyi izlemeye gelirler mi? Türkiye’de  Yahudi olarak yaşamak nasıl bir şey? gibi… Cevaplarını aldıktan sonra biz sormaya başladık.

Carl Orff’un dramatik müziğiyle Carmina Burana, bugüne kadar birçok koroya ve dans topluluğuna ilham kaynağı oldu, defalarca sahnelendi. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Kesinlikle çok etkileyici bir eser... Orff’un müziği inanılmaz bir güzellikte; tutkuyu, aşkı, kur yapmayı ve her insanın yüreğine dokunacak temaları işliyor. Carmina Burana’yı dinlediğiniz zaman dünyadan çok uzaklara, başka alemlere doğru bir yolculuğa çıkıyorsunuz... Ayrıca şunu anlamak önemli: Carmina, aşk, mutluluk ve şarap kutlamasıdır. Bu eser aslında “orji” konsepti üzerine kuruludur. Sadece seksüel anlamda değil; aynı zamanda değişik insanların birbirleriyle olan kapalı ilişkilerini de anlatmaya çalışır. Bunlar birbirlerine kenetlenmiş, bağlanmış farklı insanlar; o yüzden biri solo dans ettiğinde, diğerleri çıkmaz, sahnede arka planda kalırlar. Eserin kahramanları kendi içlerinde cennet ve cehennemi yaşarlar. Bugün kutlama yapar ve günah işlerken, ölümlerinden sonra Tanrı’nın onları cezalandıracağının da bilincindeler.

Koreografinizi hazırlarken daha çok hangi temaları ön plana çıkarttınız?

Aslında yazılı eserdeki satırlara birebir bağlı kalmak istemedim. Bugüne dek yapılan genelde buydu. Proje bana teklif edildiğinde, ona nasıl bir fark katabilirim diye düşündüm. Çalışmalar esnasında, dansçılarımla figürleri o an yarattığımız da oldu. Koreografimiz; çağdaş dansın olağanüstü esnek, sınır tanımaz ve cesur karakteriyle, metnin biraz dışına taştı. Zaten sanatta sınır yoktur, kendi sınırlarınızı kendiniz koyarsınız. Profesyonel bir dans grubunda ekip çalışması ve herkesin seçilmiş konseptin içinde kendi özünü yakalaması kaçınılmaz olmalıdır. Sanırım biz bunu çok güzel başardık. Performansımızda erkeklerin kur yapması, kadınların cilvesi, karmaşık, karışık ve sıra dışı ilişkiler, işlenen günahlar ve ardından vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında, cennet ile cehennem arasında yaşanan gel-gitler sergileniyor. Hıristiyanlığa ait birçok sembol kullandım. Mesela çingene sembollerini; ayrıca birçok Hıristiyan ritüellerini yansıttık ki, bunları gösteri esnasında izleyeceksiniz. Eserin kahramanları, dine olan bağlılıklarının sonucu, yaptıklarının bedelini ödeyeceklerini biliyorlar. İlerleyen sahnelerde dua edip kendilerini dövüyorlar, ama son ana kadar tutkularından vazgeçemedikleri için de kaçınılmaz bir şekilde lanetleniyorlar.

Dünyanın en eski uygarlıklarından biri olan Çin’de, Pekin Olimpiyatları’nda aynı gösteriyle yer aldınız. Böylesine çağdaş bir dansı o ülkede sahnelemek nasıl bir duyguydu ve tepkiler nasıldı?

Çinliler çok zengin bir kültüre sahip. Eski bir uygarlık olmalarına rağmen, modern sanata olan ilgileri çok büyük ve bunu hiç yadırgamıyorlar. Çin Olimpiyatları’ndaki performansımız bizlere unutulmaz saatler yaşattı. Umduğumuzun çok üstünde beğeni ve övgüyle karşılaştık. Bizi en güzel şekilde ağırladılar ve orada İsrail’i temsil etmekten dolayı ayrıca büyük gurur duyduk.

Bir dans gösterisi projesi nasıl hayata geçer? Önce konsept mi, müzik mi koreografi mi gerçekleşir, sıralama nasıldır?

Önce müzik gelir tabii ki, onu dinleriz, anlamaya çalışırız, daha sonra da konsepti belirleriz. Mevcut konsepti farklı bir şekilde dramatize ederek esere yeni bir yorum katarız ve bunun devamında zaten koreografi oluşmaya başlar. Koreografi hazırladıktan sonra da, birkaç kez değişime uğrayabilir. Sanatta esneklik çok önemli, dansı izledikçe eksikleri görüp değiştirme isteği duyabiliyorsunuz.

Toplumsal/siyasal olaylar veya özel hayatınız sanatsal bir refleks olarak koreografinizi etkiliyor mu?

Özel hayatımın sanatımdan ayrı olmadığı bir gerçek. Üç senedir özel hayatımda sıkıntılı bir dönem yaşıyorum ve her şey yeni yeni yoluna giriyor. O yüzden, şimdi hayatın tadını çıkartma zamanı diye düşünüyorum. Carmina aslında aşk, mutluluk, eğlence, gençlik ve seksin bir kutlaması. Ve bu eser gerçekten çok doğru bir zamanda yaşamıma girdi; bu yüzden bende çok farklı bir yeri var!  12 yıldır bu mesleği yapıyorum. Bu dokuzuncu veya onuncu projem. Bir projeyi genelde en az iki, en çok altı-yedi ay çalışırım. Ancak Kamea’yı kurduktan sonra işler çok yoğunlaştı ve bu nedenle her parçanın çalışmasını iki ayda  bitirmek zorundayız. İki senede bir proje alıyorum. Diğer zamanlarda da dünyanın çeşitli ülkelerinde gösterilere çıkıyoruz zaten. Bu gösteriyi daha önce yedi ülkede sahneledik. Bu arada üç dansçım yaralandı. Ama bu bir şeyi değiştirmiyor. Erkeklerimiz daha az, 12 kişiler; yedek bayan dansçılarımız da var. Secret Garden ve Lime Light gösterilerinde ben de sahne almıştım ama bu gösteride dışarıda kalmak ve her şeyi denetleyebilmek istedim.

Sizce seyirci çağdaş dansla nasıl bir ilişki kurmalı?

Modern dans, mutlaka baleyle temas içinde ve teknik olmalı, en önemlisi de mutlaka insanları harekete geçirmeli. Heyecan vermeli izleyenlere, ağlatmalı, güldürmeli, düşündürmeli… Kısaca çağdaş dansı izlerken seyirci ruhuyla bir yolculuğa çıkmalı, uzaklaşıp geri döndüğünde ise bu yolculuğun izleri kalmalı. Tutkuyu hissetmeli...

Bize dansla olan ilişkiniz hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Bu belki de söylenmesi çok alışılagelmiş bir şey ama, Martha Graham tekniğiyle büyüdüm ben, geleneksel modern dans tekniğidir bu. Aynen Graham tekniğinde olduğu gibi, dansın dramatik olduğuna inanıyorum. Çağdaş dans stilinde  koreografım ancak kalbimde bir dramatistim.

Türk dans sanatçılarından kimleri tanıyorsunuz?

Zeynep Tanbay’ı tanıyorum, onunla görüştük bugün. Sakat iki dansçımızın yerine bize iki erkek dansçı göndermeyi kabul etti. Onlarla yarınki performans için çalışacağız. Böylece Türk dansçılarla da güzel bir işbirliği halinde olacağız.

İzlenimler...

Gösterinin konsepti tamamiyle tutku ve çoğul ilişkileri barındırıyordu. Rakefet Levi School for Stage Design’ın tasarladığı iddiallı kostümler ve Tamir Ginz’in cesur koreografisiyle sahne alan birbirinden yetenekli danşçılar, kesintisiz 70 dakika boyunca performanslarıyla seyircinin ilgisini diri tutmayı başardılar. Tutkuyu yalın ve doğal bir şekilde yansıtırlarken, dansçıların kaslı bedenlerinde, teslimiyet ve kontrolü aynı anda görmek büyük bir keyifti.