Muslukçu Joe ile tanışmak

Son dönemde gündemin ilk sıralarına taşınan konuların başında “ekonomik kriz” geliyor. Henüz eğitim hayatım devam ediyor ve ekonomi başlı başına bir bilim alanı. Kriz ile ilgili haberleri takip ederken, ekonomi hakkında birçok açıdan yetkin olmadığımı biliyorum. Öte yandan bir köşe yazarı olarak, hayatlarımızı etkileyen bu konunun yarattığı çağrışımlara değinmek istiyorum.

Nereden yazmaya başlamalı, tam olarak bilemiyorum; çünkü ekonomik krizin bireysel hayat standardından ülkelerin geleceğine uzanan bir yelpazede birçok etkisi olduğunu görüyorum. Bir yandan açlık sınırında yaşayan milyonlarca insan söz konusu ve batan bankalarla birlikte buharlaştığı telaffuz edilen meblağlar karmaşık duygu ve düşünceler uyandırıyor.

Dünya ülkeleri adeta domino taşları gibi birbirlerine bağlılar. “Süper güç” olarak bilinen Amerika’dan yayılan dalga, (şakayla karışık da olsa) öğlen yediğimiz salatalara kadar dokunuyor.

Lise eğitimi dört yıla çıkarıldı, yeni üniversiteler açılıyor, öğrenci affı çıkıyor derken; hem eğitime dayanan bir ekonomi hem de öğrenmek adına çok uzun bir süreç söz konusu. Bu sürecin sonundaysa, bir yandan işsizlik oranlarının artmasından endişe duyulurken, eline diplomalarla bir gençler ordusuna, karamsarlık veriyor öncelikle ekonomik kriz.

Gazetelerdeki haberleri nasıl okumalı? Bazen geçici bir süre için gerçeklik algımı kaybettiğim hissine kapılıyorum. Sanki tüm bu kötü haberler, bir başka gezegenden geliyormuş gibi... Keşke öyle olsa; ama değil! Koca kara puntoların altında, ferahlatan haberleri 2010 ortasından önce okuyamayacağız deniliyor.

Ekonomik krize karşı çeşitlik önlemler de yazılıp-çizilmeye başlandı. İlginç yazılara da rastlıyorum sayfalar arasında... Paris’te 3,000 lokanta kapanmış, New York’ta insanlar artık bir masa için sıra beklemiyormuş, içkiye ve dua etmeye sarılanlarda artış varmış...

Bir de ekonomik krizin ünlüleştirdiği, tanıştığımız isimler de var, Muslukçu Joe gibi veya krizin yeniden popülaritesini arttırdığı mekânlar, McDonalds gibi...

Ülkemizde 2001 krizinin ardından bankalarımızın daha sağlam temellere kavuşması, Türk bankalarının başarıları yüzümüzü gülümsetiyor; ama krizin teğet geçmediği bir gerçek. Babamı dinlemem yeterli; çarşı-pazarda fiyatların nasıl da yükseldiğini anlatıyor. İşte buz gibi gerçeğin ta kendisi...

Krizin entelektüel boyutu ise en ilgimi çeken yönlerinden biri... Marks’ın hayaletinin ortalıkta gezdiği, kapitalizmin çöküşe yaklaştığı, devletlerin sosyalizmin öğelerine sarıldığı tartışılıyor. Bu tartışmaları ağırdan almayı tercih ediyorum. Kapitalizm, küreselleşme ve kendini tüketime adayan bireyi yücelten bu sistemdeki krizin, insanoğlunun psikolojik ve sosyokültürel dünyasında doğuracağı sonucu hep birlikte göreceğiz. Birebir yaşamakta olduğumuz bu zor günleri analiz etmek kolay olmayacak... Şu an için gördüğüm, özellikle de kimi kesim medyamızda, krizi de popüler kültüre bir malzeme olarak alet etmeye çalışan bir eğilim de var. Ancak popüler kültür, bugünkü krizi doğuran sistemin bir ürünü. Dolayısıyla uzun vadede kökten bir anlayışın değişmesi şart. Aynı şekilde “yeni” bir anlayış mı, diye sorulabilir. Bu “yeni”ye nasıl baktığınıza bağlı... Bir tüketim malzemesi olarak “yeni” krizin şu anki girdabında; bu nedenle daha farklı bir “yeni” lazım... İnsanın özüne, ona armağan edilen yeteneğine bakması, akılcılığa dayanması, uygarlığı bugüne taşırken insanoğlunun ortaklaşa sarıldığı değerleri hatırlaması lazım. Ekonomik modeller öneremiyorum belki; ama çözümün burada başladığını içten içe hissediyorum... 


David Ojalvo Üç Nokta...