gozlemkitap
RSS
Yayın Haftaları X
Bir ilahiyatçı gözüyle Yahudilik
Bir ilahiyatçı gözüyle Yahudilik
Yrd. Doç. Dr. Bekir Zakir Çoban
İzmir İlahiyat Fakültesinde dinler tarihi dersleri veren Yrd. Doç. Dr. Bekir Zakir Çoban ile başka dinlere ve inançlara olan hoşgörüsü, tüm dinsel farklılıkları felsefeci gözüyle anlamaya çalışması üzerine söyleştik

Yahudi tarihinde ‘Musa bin Meymun’un – Rambam’ın çok önemli bir yeri vardır.  Ortaçağ’da yaşayan bu ünlü haham/bilge Yahudiliğin amentüsünü yazmıştır. Sadece Yahudiler’den değil, yakın çevresindeki tüm Müslümanlar’dan da büyük saygı gören, güvenilir, bilgili ve dürüst bir insandı. Bu nedenle Müslüman bir şair ve kadı olan İbn El-Mülk onunla ilgili bir şiir yazmıştır.

“Galen’in sanatı yalnızca bedeni iyileştirir, / Ancak Ebu İmram’ınki (Musa bir Meymun) hem bedeni, / Hem ruhu iyileştirir...”

Yahudi bilgeler ve hahamların Tanrı/din/yaşam üzerine görüşleri, çalışmaları, araştırmaları, yazdıkları kitaplar Müslümanlar tarafından da ilgiyle izlenmiştir. Özellikle Sufilik ve Tanrı ağırlıklı felsefî yorumlar ‘karşıt’ değil, birbirinden bilgi alıp veren bir anlayış içermiştir.

Yahudi ve Müslüman felsefeciler kendi alanlarında yaptıkları çalışmaları “Tasavvuf, Kabala, Zikir, Şeriat, Hadis-Talmud...” gibi birçok alana yayarak genişletmişlerdir. Felsefenin temelinde var olan derin düşünce, sorgulama, mantık yürütme, ayrıntıları birleştirip büyük fotoğrafı yaratma, düşünce ve dil birlikteliğini insan üzerinde bina etme anlayışı her iki din penceresinden de kabul görmüştür. Bu anlayış sayesinde yaklaşık bin yıl Yahudiler ve Müslümanlar dostça, kardeşçe, birlikte ve fikir alışverişi yaparak yaşamışlardır. Felsefenin özünde bulunan hoşgörü, insanî düşünce, bilgiyi paylaşmak, Tanrı’yı anlamaya çalışmak ve insanın kendini tanımasına yönelik kültürel disiplini çok önemlidir.

İzmir İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olarak dinler tarihi dersleri veren Yrd. Doç. Dr. Bekir Zakir Çoban ile bu konuları konuşacağız. Çoban’ın başka dinlere ve inançlara olan hoşgörüsü, tüm dinsel farklılıkları felsefeci gözüyle anlamaya çalışması üzerine sorduğum soruları büyük bir nezaketle ve akademisyen birikimiyle yanıtladı.

“Teorik açıdan diğer dinleri benzerlikler ve farklılıkları ile tanımak ve bilmek gerekli. Pratik açıdan ise dünyadaki sorunların çözümü için tüm din mensuplarının birlikte yapabilecekleri çok şey var. Birbirimizle uğraşmak yerine,sorunların çözümüne beraberce katkı sağlamak dinler arası diyalogun herhalde yegâne amacı olmalıdır, tüm dinlerin ortak amacına uygun olan da budur diye düşünüyorum. Açlıktan ölen çocuklar varken tok karnına Tanrı adına kavga etmeyi anlayamıyorum”

 Sayın hocam, öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız? 

Aslen Osmaniyeli olmakla birlikte 1973 K.Maraş doğumluyum. 1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdim. Aynı üniversitede, felsefe ve din bilimleri alanında yüksek lisans ve doktora yaptım. Yüksek lisans tezim ilk Hıristiyanların Yahudilerle ilişkileri üzerineydi. Doktora çalışmam da Papalık konusunda oldu. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Dinler Tarihi Anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalışıyorum. 

 Okulunuzda felsefe grubu aracılığıyla felsefe ve din ağırlıklı konferanslar veriliyor. Benim de dinleyici olarak katıldığım bu konferanslara yoğun bir katılım olmuştu. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz? 

Okulumuzda felsefe topluluğu dâhil birçok öğrenci topluluğu var. Gerek bunlar gerekse okul idaremiz ve üniversitemize bağlı Din Bilimleri Enstitümüzün organize ettiği bu türden pek çok faaliyet eskiden beri oluyor. Üniversite olmanın, akademik bir kurum olmanın gereği bu. Hocalarımız da öğrenciler de bu tür etkinliklere her zaman ilgi gösteriyorlar.  

 İzmir Musevi Cemaatinin Hahamı Moti Katan da burada bir konferans vermişti. Üstelik öğrencilerden büyük bir ilgi görmüştü. Öğrencilerinize dinler tarihi dersleri verirken, İslamiyet dışındaki dinleri de tanımaları için konularında uzmanlaşmış kişilerin konuşmalarına gitmelerini öneriyorsunuz. Bunu yapma gerekçeniz nedir?

Sadece önermiyoruz, Moti Katan örneğinde olduğu gibi bizzat davet ediyoruz bu kişileri. Bu tür buluşmaların iki önemli işlevi var. Birincisi öğrencilerimiz de bizler de diğer dinlerle ilgili ilk elden bilgiler almış oluyoruz. İkincisi, “kişi bilmediğinin düşmanıdır” şeklinde anlamlı bir söz vardır literatürümüzde. İnsanlar farklı inanç mensuplarıyla bizatihi karşılaştıkları, oturup konuştukları zaman onların da kendileri gibi olduğunu, aslında onlarda vehmettikleri pek çok olumsuz şeyin gerçek değil önyargı olduğunu anlıyorlar. Yani insanların kafalarındaki ile realite arasındaki fark azalmış oluyor. 

 Yahudi tarihinde iz bırakmış Sadukiler, Esseniler, Ferisiler ve Zelot’lar üzerine kapsamlı bir tebliğiniz var. Bu Yahudi tarikatlar ve mezhepleriyle ilgili araştırma yapmak fikri nasıl doğdu?  

Yüksek lisans tezimle ilgili çalışırken bu Yahudi grupları ile tanıştım diyebilirim. Bunlar miladi ilk yüzyıldaki önemli fırkalar. Bir dinin tarihini, inançlarını, uygulamalarını o dindeki gruplar üzerinden daha iyi anlıyorsunuz. Tezimin konusu da Ferisiler ve Essenilerle ilk Hıristiyanların ilişkileri üzerineydi. Bu iki mezhebi almamızın nedeni Ferisilerin o dönem Ortodoks Yahudiliğin temsilcisi olan ana bünyeyi temsil etmeleri; Esseniler’in ise özellikle Ölüdeniz ruloları bulunduktan sonra İsa ve Hıristiyanlıkla bağlantılı bir grup olarak değerlendirilmeleriydi. Ama bahsettiğiniz tebliğ Ankara’da bu yıl şubat ayında gerçekleşen Uluslararası Yahudilik Sempozyumunda sunduğum Josephus Flavius açısından Hıristiyanlık öncesi Yahudi tarihi konulu bir tebliğdi.  

 Hz. İbrahim’in iki oğlundan (İshak ve İsmail) Yahudiler ve Müslümanların oluştuğu bilinir. İşaya Peygamberin söylediği gibi, “Ey Dedan kervanları / Ey Tema’da oturanlar / Su getirin, susamışları karşılayın... (İşaya – 21, 13)” İki taraf birbirine kuzen (dedan) diyecek kadar yakındır. Yahudilik ve İslamiyet aynı gelenekten ve kökten gelmektedir. Bu konudaki kişisel yorumunuz nedir?  

Bizim inancımıza göre İslamiyet Hz. Muhammed’le ortaya çıkmış bir din değildir. İslam Hz. Âdem’den beri var olan bir geleneğin adıdır.  Bir Müslüman Musa’ya ve diğer İsrail peygamberlerine de inanmakla mükelleftir. Dinî hukuk dâhil olmak üzere pek çok konuda paralellikler söz konusu olduğu gibi, Tevrat’la Kur’an birçok yerde örtüşür. Yahudilikle İslam karşılaştırıldığında diğer dinlere oranla daha fazla bir benzerlik söz konusudur. Tersinden bir örnek olacak belki ama bu iki dini eleştirenler açısından da bu böyledir. Grek kilise adamlarının İslam’ın yayılış döneminde yazdıklarına baktığınızda önce bu dini Yahudiliğin bir mezhebi sanmışlardır. İsa’nın Hayatı isimli eserine baktığınız zaman Ernest Renan’ın Yahudiliği ve İslam’ı aynı kefeye koyup eleştirdiğini görürsünüz. Farklılıklar yok mudur, tabi ki vardır. En azından gerçek farklılıklarla uydurulmuş farklılıkları ayırt etmek açısından bunları bilmek önemlidir.   

 Bu yakınlık sürmeliydi... Şamlı İsmail İbn Kathir bir hadise şöyle atıfta bulunur. “Benden bir ayet de olsa, İsrailoğullarından bir hikâye de olsa alın, bunda bir kötülük yoktur.” Yahudilik ve İslamiyet arasındaki tarihsel yakınlık ne yazık ki bilgi eksikliği nedeniyle sorunlar taşıyor. Bu bilgi eksikliğini nasıl aşabiliriz?

Anahtar kavramın bilgi olduğu kanaatindeyim. Zira bilgi olmayınca onun yerini önyargılar, kalıplaşmış tutumlar dolduruyor. Diğer dinleri bilmek, tanımak hem kendi inancımızı doğru anlamak hem de diğer din mensuplarını doğru anlamak açısından çok önemli. Dinler tarihi eğitiminin de bu açıdan ehemmiyetli bir misyonu olduğu düşüncesindeyim. Maalesef günümüzde teolojik ve siyasi farklılıklar hep ön plana çıkarılıyor, oysa tarihe bakmak bu iki din arasındaki yakınlığı ve münasebeti görmek için yeterli.

 Günümüzde dinler arası hoşgörü ve yakınlık sözleri çokça kullanılıyor. Bir akademisyen gözüyle bu yakınlığın teorik ve pratik yanını nasıl bütünleştirebiliriz?

Öncelikle dinler arası ilişkiler ya da diyalog dediğimiz şey aslında bir galat. Dindarlar arası ilişkiler demektir bu. Bu konuda çok da uçmamak lazımdır. Şunu demek istiyorum: her din kendisini yegâne hakikat görür, her inanan kendi dinini diğer dinlerden üstün görür ki hâlâ ona inanmaya devam etmektedir. Yani inanır için her din aynı değildir. Teorik açıdan diğer dinleri bilmek, tanımak tabi ki önemli. Benzerlikler ve farklılıkları hakkıyla bilmek için bu gerekli. Pratik açıdan ise dünyadaki sorunların çözümü için tüm din mensuplarının birlikte, el ele yapabilecekleri çok şey var. Birbirimizle uğraşmak yerine bu sorunların çözümüne beraberce katkı sağlamak dinler arası diyalogun herhalde yegâne amacı olmalıdır, tüm dinlerin ortak amacına uygun olan da budur diye düşünüyorum. Açlıktan ölen çocuklar varken tok karnına Tanrı adına kavga etmeyi anlayamıyorum.

 11. yüzyıl ortalarında (Yahudi) Samuel İbn Naghrila, Granada ordularında generalliğe kadar yükseldi. Tam 18 yıl boyunca (1038 – 1056) Halife için savaştı ve hiçbir savaşı kaybetmedi. Bu karşılıklı güvenin günümüzde yeniden oluşması için özellikle akademisyenlerin, felsefecilerin ve bilim insanlarının neler yapması gerekiyor?

Bence en önemli husus akademi ve entelektüeller ile halk arasındaki uçurumun üstesinden gelinmesi. Akademisyen olarak bizler ve bu konularda okuyan, yazan, fikir üreten düşünce insanları maalesef sadece belirli bir çerçeve içinde kalıyoruz. Hem düşüncelerimizi, birikimimizi yeterince paylaşmıyoruz hem de kendi fikirlerimizi pek çok ‘gerekçe’ nedeniyle cesaretle ifade edemiyoruz. Bunun bir sorumluluk ve özgürlük meselesi olduğunu düşünüyorum. 

 Çalışmalarınızda size önemli bilgiler sunan Yahudi düşünür ve felsefeciler kimler?

Hemen aklıma gelen üç isim var: Josephus, İbni Meymun ve Martin Buber.

 Josephus Flavius önemli bir Yahudi tarihçidir. Siz de onun eserlerinden yararlanmışsınız. Kendisiyle ilgili kapsamlı bir çalışma yapmak istediğinizi söylüyorsunuz. Josephus size ne gibi yeni bilgiler taşıyacak?

Josephus çok önemli bir isim. Miladi ilk yüzyılda yaşamış bir Yahudi din adamı, tarihçi ve filozof. Külliyat denecek kadar bir metin kendisinden günümüze kadar ulaşmış. 70 yılında Titus’un Mabed’i yıkmasıyla sonuçlanan Yahudi isyanına bizzat katılmış ve bu konuda bir kitap yazmış. Bir diğer önemli eseri de Yahudi Tarihi. Burada Yaratılıştan başlayarak kendi zamanına kadar Yahudi tarihini anlatıyor. Ülkemizde maalesef Josephus’la ilgili yeterince çalışma yok. Benim bu konuda bir makalem ve bir tebliğim oldu. Çok enteresan ve önemli buluyorum onun eserlerini. Bu konuda kapsamlı bir çalışma düşüncem var ama öncelikle Yahudi Savaşı’nı anlattığı kitabını Türkçeye tercüme etmeyi düşünüyorum nasip olursa. 

 Kitaplığınızda 23 ciltlik Zohar görüyorum. Kabala’ya ve Yahudi mistizmine karşı bir çalışmanız var mı ya da olacak mı?

Evet, Zohar bildiğiniz üzere Kabbala’nın merkezinde yer alan bir eser. Aslında üç dinin, yani Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın mistik gelenekleriyle ilgili karşılaştırmalı bir çalışma fikrim var eskiden beri ama buna imkânım ve zamanım olursa tabi. 

 Kuran’ın bazı ayetlerinde Tevrat’ın tahrif edildiğine dair sözler bulunuyor. Kişisel inancım ve araştırmam odur ki, Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde Tevrat’ın bazı hahamlar ve cemaatlar tarafından yanlış yorumlandığına ve uygulandığına – ki bu da ayrı bir tartışma konusudur – yönelik. Çeşitli nedenlerle bazı konularda/cemaatlerde yorumlar ve uygulamalar farklı olabilir. Ancak - bence- Tevrat yazınsal metin olarak tek ve biriciktir... Siz bir ilahiyatçı gözüyle bu özel durumu nasıl yorumluyorsunuz? 

Tahrif meselesi çokça tartışılan ve çoğunlukla da yanlış anlaşılan bir mevzu. Öncelikle bir Müslüman Tevrat tamamen değiştirilmiştir diyemez. Zira Kur’an’la örtüşen yönleri vardır. Bir diğer husus Tevrat ve İncil’den belli bir metnin mi yoksa Musa ve İsa’ya gelen vahyin mi kastedildiği geleneksel litertürde tartışılır. Belki de daha önemlisi İslam geleneğine ve bu konuda yorum yapan İslam bilginlerine bakıldığında iki tür tahriften bahsedildiği görülür: metinsel ve yorumsal tahrif. Yani Tevrat metin olarak mı tahrif edilmiştir bazılarınca, yoksa onun yorumunda mı bir yanlış anlama ve yorumlama vardır, her iki görüşün de mensupları var. Ben asıl olanın anlama ve yorumlama olduğu kanaatindeyim. Zira metin istediği kadar orada orijinal haliyle dursun, onu yanlış anlıyorsanız ve yorumluyorsanız metni tahrif ediyorsunuz demektir ki bu Kur’an için de geçerlidir. Yani Kur’an’ı onun bütünlüğü içinde ve eskilerin “murad-ı ilahi” dediği, yani Allah’ın kastettiği şeye uygun anlamıyorsanız onu da tahrif ediyorsunuz demektir. Bakın size ilginç bir şey söyleyeyim. Bazı fıkıh âlimleri Tevrat ve İncil’i de abdestsiz elinize almamanız gerektiğini söylerler. Onların da az ya da çok Allah kelamı içerdiği düşüncesidir onları bu görüşe yönlendiren. Maide Suresi’ndeki bir ayette “Tevrat’ı biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır” der. Bu konuyu merak edenlere naçizane önerim Kur’an’da Tevrat’la ilgili ayetlere bakmalarıdır.  

 Sayın Bekir Zakir Çoban anlayışınız, paylaşımınız ve nezaketiniz için çok teşekkür ediyorum. Yahudilikle ilgili yeni çalışmalarınızı merakla bekliyoruz.

 

Facebook'ta Paylaş
Yazar Tufan ERBARIŞTIRAN
Yazdır Yazdır
Yazdırma Önizleme X Yazdir
Yazdırma işlemini başlatmak için YAZDIR 'a tıklayın.
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Arkadaşlarıma Gönder X
İlgili Haberler
Abone Formu X
Şalom Gazetesi’nin adresinize gelmesi için bir yıllık şehir içi abonelik ücreti 140 TL.dir.
İletişim Formu X
Şalom Satış Noktaları X
Remzi Kitabevi - Etiler Akmerkez
Remzi Kitabevi - Suadiye
Remzi Kitabevi - Osmanbey
Remzi Kitabevi - Erenköy Carrefour
Remzi Kitabevi - Akadlar Mayadrom
Remzi Kitabevi - Mecidiyeköy Profilo
Remzi Kitabevi - Ankara Armada
Remzi Kitabevi - İzmir
Remzi Kitabevi - Antalya
Şalom Gazetesi - Künye X
künye
Abone Bize Ulaşın Reklam Şalom Satış Noktaları Künye Tüm Hakları Saklıdır. Şalom Gazetesi 2008