gozlemkitap
RSS
Yayın Haftaları X
Mülayimim, ya sert olsam? Feminist bir yazı!

Sizce benden feminist olur mu? Bilir misiniz ki, bir kişi beni kendince sınıflandırdı ve şöyle yazdı: “Ne tesadüf, bu sene kadınlar günü Purim’e rast geldi ama size göre kadının hiçbir önemi yoktur, unutmuşum.” Tuhaf olan, kendileri güçlü bir kadının oğlu oluyor.

Neyse o kişiyi yanılgılarıyla baş başa bırakayım ve Şalom Gazetesi ile Dergi’de çalışan ve gönüllü yazan kadınların çokluğunun, ilk soruma olumlu bir cevap olarak kabul edilebileceğini belirterek konuya gireyim.

Mülayim olduğum bir zamanda sorsanız, kadın mı daha güçlüdür yoksa erkek mi diye, derim ki:

Güçlü olmanın cinsiyetle hiçbir ilgisi yoktur. Karakteri sağlam, sözünün arkasında duran, ruh yapısı sağlıklı, dirençli ve dirayetli, ilkelerine bağlı, çevresine sadık ve hatta bedenen güçlü kuvvetli olmak, ne kadınlara özgüdür, ne de erkeklere. Saydığım bütün özellikleri ve daha fazlasını benliğine barındıran kadınlar olduğu gibi, gölgesinden korkan, istemediği bir şeyi yapmamak için hastalanmak isteyen ve bunu bir şekilde başaran, sözünden ve kararından kolaylıkla cayan kaypak erkekler de vardır. Tabii, bunun tam tersi de geçerlidir.

Derseniz ki kadın fiziksel olarak erkekten zayıftır. Bu bir doğa kanunudur. Ben de derim ki:

Kadının fiziksel yönden erkekten güçsüz olup olmayacağı, tamamen yetiştirilme tarzına bağlıdır. Keçilerin bile zorlanacağı sarp kayalıkları tırmanarak sırtında belki otuz kilo odun taşıyan, üstüne üstlük karnı burnunda kadınları ve kahvede keyif çatan, yan gelip yatan erkekleri düşünün mesela. Ama haksızlık etmeyelim, bir elinde cımbız, bir elinde ayna,umurunda mı dünya, ayağını uzatıp bütün gün tembellik eden, düdüklü tencereyi bile ağır diye yerinden oynatamayan kadınlarla, alnından damlayan teri silecek zaman bulamadığından gözleri buğulanan, vakitsizlikten karnını doyuramayan, gerisi bütün gün minder yüzü görmeyen, evine nihayet döndüğünde sıcak bir kap yemek bulamayan erkekler de vardır. Halter kaldıran kadınlar da vardır, beş litrelik su şişesini kaldırmaya yeltendiğinde beli kayan erkekler de.

Ancak yine tekrarlamalıyım ki bu bir cinsiyet değil, karakter sorunudur. Gözünü budaktan sakınmayan kadınlarla çıtkırıldım erkeklerin varlığı, yadsınamayacak bir gerçektir.

Mülayim bir anıma denk gelirseniz, söyleyeceklerim bunlardır. Huysuz ve sert bir anıma denk gelirseniz, derim ki:

Sözünü geçiremediği, lâf yetiştiremediği için ya da başkalarına -örneğin kocasına- olan hırsını gidermek için çocuğunu döven kadın, geleceğin dayakçı neslini yetiştirir. Oğluna gereksiz ihtimam göstererek bir bardak suyu bile ayağına götüren anne, yarının despot koca ve babasının tohumunu atar. Kızının sadece dış görünüşü ve çevresine nasıl göründüğü ile ilgilenen, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan anne, geleceğin asalak ve beceriksiz kadınını yaratır.

Kısacası, elinde çocuk gibi değerli bir malzeme olan ve onu nasıl yoğuracağının kararı büyük ölçüde kendi inisiyatifinde olan varlık, kadındır.

Ailesinde bastığı yeri titreten güçlü kadınlar olan erkeklere soracak olursanız, size aşağı yukarı aynı şeyleri söyleyeceklerdir. Kadın dediğiniz, kolayca itilip kakılabilecek, ikinci sınıf (çocuklardan sonra geliyorsa üçüncü sınıf) bir yaratık değildir. Bir kere ki, çoğu erkekten daha kavgacıdır kadın. Hakkını kolay gasp edemezsiniz. Ensesine vur, lokmasını al... Yok öyle yağma. Mücadelecidir, inatçıdır. Büyümek için, kadın ve anne olmak için çektiği fiziksel acılar ağrı eşiğini öyle bir yükseltmiştir ki, ocağın üzerinden tencerenin kulplarını çıplak elleriyle tutar da, yandığının farkına bile varmaz. Hastalıklar hayatın bir parçasıdır ve yaşanmalıdır. İnsanoğlu ölümlüdür. ‘Yukarıda’ öyle kararlaştırılmamışsa, aşağıda kimsenin burnu bile kanamaz. Kanıyorsa, demek ki öyle olması gerekmektedir. Kocasının işlerinin ters gitmesi, hatta iflas etmesi dert değildir onun için. Çarkı döndürmeye alışkındır. Gizlice birkaç gözyaşı döker, sonra utanıp silkinir ve kendine gelir. Küçükten beri bilir ki (tabii ailesinde güçlü kadınlar olmuşsa) hayatta önce kendine güvenmesi gerekir.

Aklı başında olan hiçbir kadın, kendi bedeninin tartışma konusu edilmesine izin vermez. Hani geçenlerde yazmıştım, bazı kadınların kocaları yerine babalarının soyadını taşımak için verdiği mücadele bana anlamsız geliyor diye. Neden? Çünkü kanımca bu zihniyette olmak, bir erkeğin boyunduruğu altından, başka bir erkeğin boyunduruğu altına girmeyi reddetmekten başka bir şey değildir. “Ben babamın boyunduruğu altında olmaktan memnunum” demek gibi. Oysa mesele, hiçbir erkeğin otoritesi altında bulunmamaktır. Eğer kadının başına ve sırtına ne örteceğine, nereye gideceğine (kadının kendi ailesiyle görüşmesine karşı çıkan erkekleri bir düşünün!), okuyup okumayacağına, çalışıp çalışmayacağına, doğurup doğurmayacağına birinin karar vermesi gerekiyorsa, o biri, kadının kendisinden başkası olamaz. Ve bunun için gerekli kişiliğe sahip olarak yeterli altyapıyı elde etmesini sağlamak, öncelikle annesinin görevidir.

Kürtaj konusuna gelince... Kürtaj tabii ki bir doğum kontrol yöntemi değildir ve öyle kullanılmasına sonuna kadar karşıyım. Ancak ne derler, hastalık yoktur, hasta vardır. Her vaka kendi başına değerlendirilmelidir ve kendini kürtaj yaptırmak zorunda hisseden kadın bu kararı yüzünden birine hesap verecekse, o hesap makamı illa ki yeryüzünde değildir. Kişinin günah işleme hakkı elinden alınabilir mi? O çok tartışılan özgür irade neye yarıyor o zaman? Hatırlatmalıyım ki, bazı din otoritelerine göre, belirlenmiş kader diye bir olgu varsa, özgür irade kişinin yanlış olanı seçebilme serbestisinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla kürtaj olan kadın günah işlemiş sayılıyorsa, zamanı gelince hesabını Merhametli Olan’a verir. Hepsi bu.

Sert mi oldu? Mülayim değilim demek ki bugün.

Sevgiyle ve özgür kalın.

Facebook'ta Paylaş
Yazar Estreya Seval VALİ Dar Açı haber@salom.com.tr
Yazdır Yazdır
Yazdırma Önizleme X Yazdir
Yazdırma işlemini başlatmak için YAZDIR 'a tıklayın.
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Arkadaşlarıma Gönder X
(...) "Saydığım bütün özellikleri ve daha fazlasını benliğine barındıran kadınlar olduğu gibi, gölgesinden korkan, istemediği bir şeyi yapmamak için hastalanmak isteyen ve bunu bir şekilde başaran, sözünden ve kararından kolaylıkla cayan kaypak erkekler de vardır. Tabii, bunun tam tersi de geçerlidir." (...) 

"/>
Abone Formu X
Şalom Gazetesi’nin adresinize gelmesi için bir yıllık şehir içi abonelik ücreti 140 TL.dir.
İletişim Formu X
Şalom Satış Noktaları X
Remzi Kitabevi - Etiler Akmerkez
Remzi Kitabevi - Suadiye
Remzi Kitabevi - Osmanbey
Remzi Kitabevi - Erenköy Carrefour
Remzi Kitabevi - Akadlar Mayadrom
Remzi Kitabevi - Mecidiyeköy Profilo
Remzi Kitabevi - Ankara Armada
Remzi Kitabevi - İzmir
Remzi Kitabevi - Antalya
Şalom Gazetesi - Künye X
künye
Abone Bize Ulaşın Reklam Şalom Satış Noktaları Künye Tüm Hakları Saklıdır. Şalom Gazetesi 2008