gozlemkitap
RSS
Yayın Haftaları X
Dağlarına bahar geldi memleketimin…

Kendimi bildim bileli en sevdiğim ay, mayıstır.

İçinde doğum günüm olduğu için midir, okulların kapanmasına az kaldığı yaz tatilinin ayak seslerinin duyulduğu ay olduğu için midir, bilmem.

Galiba en çok; uzun günlerini, çiçek kokularını, yağmursuz günlerini ve sıcak ama bunaltmayan öğleden sonralarını ayırıyorum diğer aylardan.

Yazın bunaltıcı sıcağı olmadan Ege’de denize girebilirken etrafta kalabalıklar henüz oluşmamışken en güzel mekanların tadını çıkarabildiğim içindir bu tercih.

Akşam güneşinin sarı pembe kızıllığında, sıcak bir çayın, bir kadeh içkinin, tatlı bir sohbetin eşliğinde gelen bol yıldızlı, ay ışıklı geceleri seçmemdendir belki de.

Bahar en güzel mevsim.

Uyuyan toprağın hangi arada uyandığını biz fark bile edemeden gelip baş köşeye kurulan, etrafa mis gibi kokularını bırakan, renk renk güllerin, mor salkımların, erguvanların; kırlarda gelinciklerin, papatyaların boy gösterdiği, yeşille mavinin en güzel tonlarını görebildiğimiz tek mevsim.

Baharın gelişinin en güzel işaretidir yeşeren toprak.

Edebiyatımızın en hoş, en hüzünlü, en düşündürücü şiirlerinden biri de Ahmet Arif’in şiiridir. O, hapishanede dışarıya çıkacağı günü beklerken bahar, çoktan gelmiş yerleşmiştir tabiata:

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğrunda ölümlere gidip geldiğim

Zulamdaki mahzun resim.

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Bu şiiri ne zaman okusam yeşil soğanın çıkışından sigaradaki karanfil kokusundan memleketine baharın çoktan birinin yanında;  büyük şehrin içinde, kışın rehavetini üzerinden bir türlü atatamamış, yeşil soğanı yılın on iki ayı raflarda gören, sigarayı tütün sararak içmeyen insanların farkındalıksız yaşamına şaşarım.

Baharın mis kokusunu içimize çekmeden, Bebek’te mor, mavi ve yeşilin kardeşliğinde bir yürüyüş yapmadan, bir fincan kahveyle, bir sıcak sohbetle upuzun günü tamamlamadan yaşıyoruz diyebilir miyiz?

Ne kadar İstanbullu sayabiliriz kendimizi; İstanbul’a vapurla gitmeden, uzun bahar günlerinin serin akşamlarında Topkapı’ya bakmadan, Kapalıçarşı’da bir simit yemeden, Beyazıt’ta kuşlara yem vermeden, Ada vapurundan İstanbul’a el sallamadan?

Yollara düşme zamanıdır.

Memleketin her karış toprağına sinmiş bahar güneşinin tadına varma zamanıdır.

Yemyeşil Karadeniz’i, masmavi Ege’yi, kırmızı Orta Anadolu’yu gezme, görme ve keşfetme mevsimidir bahar.

Hiç bilmediğimiz şarkıları söylemenin, tanımadığımız yerlerde konaklamanın, kendi gizli, sokaklarımızda kaybolmanın zamanıdır.

Yalnızsak, aşık olmanın; berabersek, aşka yeniden kapılmanın, hayatın tadını çıkarmanın zamanıdır.

Can Dündar’ın bahar teklifinde olduğu gibi:

“Neyi arıyorsan sen, O’sundur” der Mevlana...

Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık...

Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip,

kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine

çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında,

her sevda ruhumuzun bir başka yüzü... Her aşkta

kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.

Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve

dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden

kendi yüzünüz bakacaktır size... Aşk denilen

kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda,

bin bir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde,

her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz.

Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde

sizden bir parça... Aşklarınız hülasanızdır.

Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın

farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi

kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller

alır; hepsi siz... Sevgilinizin gözlerindeki dolunay,

sizdeki ışığın yansımasıdır aslında;

dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır.

Yoksa hâlâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi

bulamadığınızdandır... Aşk, narsizmdir.

Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan

eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.

Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir

gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.

Narcissusu’u bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki,

bakmaya dayanamazmış kendine... Gün boyu

ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu,

dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş

hayran hayran... Bir gün ırmak kenarında gezinirken,

sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice

bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini,

dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa,

kapılıp gitmiş suya... Yeryüzünün en güzel insanının

öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O’nu

her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş,

Narcissus, nergis olmuş. Kıssadan hisse, benden

size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize...

Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya

çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi

“Bahar getirdim sana” deyin.

Baharın elinizde olduğunu unutmadan..

Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz;

dikkat edin de hayran olup düşmeyin...

Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin...

Bahar; hayatın farkında olma, yeniden düşünme, yeniden hissetme ve hayatın yeniden farkında olma zamanıdır.

Bugünler, baharın başımıza düşmesine izin verme zamanıdır.

Facebook'ta Paylaş
Yazar Tülay GÜRLER KURTULUŞ Mavi Pencere haber@salom.com.tr
Yazdır Yazdır
Yazdırma Önizleme X Yazdir
Yazdırma işlemini başlatmak için YAZDIR 'a tıklayın.
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Arkadaşlarıma Gönder X
İlgili Haberler
Henüz haber için yorum yapılmadı.
Abone Formu X
Şalom Gazetesi’nin adresinize gelmesi için bir yıllık şehir içi abonelik ücreti 140 TL.dir.
İletişim Formu X
Şalom Satış Noktaları X
Remzi Kitabevi - Etiler Akmerkez
Remzi Kitabevi - Suadiye
Remzi Kitabevi - Osmanbey
Remzi Kitabevi - Erenköy Carrefour
Remzi Kitabevi - Akadlar Mayadrom
Remzi Kitabevi - Mecidiyeköy Profilo
Remzi Kitabevi - Ankara Armada
Remzi Kitabevi - İzmir
Remzi Kitabevi - Antalya
Şalom Gazetesi - Künye X
künye
Abone Bize Ulaşın Reklam Şalom Satış Noktaları Künye Tüm Hakları Saklıdır. Şalom Gazetesi 2008