gozlemkitap
RSS
Yayın Haftaları X
OKUR MEKTUBU: Paranın öteki yüzü
Başyazarımız İvo Molinas’ın geçtiğimiz hafta yayınlanan ‘Paranın satın alamadığı ne kaldı?’ adlı yazısına dair Araştırmacı Yazar, ODTÜ Uluslararası İlişkiler doktora öğrencisi Evren İşbilen’in yazdığı mektuba yer veriyoruz.

Değerli İvo Molinas,

Yazınızda önemli bir noktaya parmak basmışsınız. Ancak, deyim yerindeyse, paranın bir de öteki yüzü var. Yani, diyalektik bir şekilde ileri sürdüğünüz düşüncelerin tersi de doğru görünüyor.

Para, bildiğiniz gibi Batı Anadolu’da Lidya medeniyeti tarafından keşfedilmiş. Kutsal kitaplarda kınanan, Krezüs (Karun) aslında antik çağın en zengin adamı addedilen bir Lidya kralıymış. Frigya kültüründeki Midas’ın altınları efsanesi aslında insanlara altının/paranın o kadar da abartıldığı kadar hayati bir rolü olmadığını mesel yoluyla anlatan bir efsanedir. Yani, para sorunsalının eski Anadolu kavimlerinin hayatında bile bu kadar işlenmiş olması bugünkü Türkiye’yi de anlama konusunda anahtardır. Büyük bilge Nasreddin Hoca bu bile “parayı veren düdüğü çalar” şeklinde atasözü haline gelen ve çok yaygın kullanılan bir deyişe kaynaklık etmiş.

Yani, bu toplumun parayla olan ilişkisi, hep sanıldığı gibi, 1980’den sonra çığırından çıkmış değildir. Zaten, tarihteki ilk medeniyetlerin yeşerdiği Anadolu’da mübadele ekonomisinden para ekonomisine dünyanın birçok yerinden önce geçilmesi herhalde tesadüf değildir.

Yapılan sosyal değer araştırmaları, bu toplumda para, aile, devlet, din dörtlüsünün en temel/baskın değerler olduğunu bulgulamıştı. Türkiye gibi tüccar ve esnaf bir toplumda sosyalizmin kurulabileceğine inanmak, ancak ya büyük bir saflık veya aydın romantizmidir. Ne var ki, yıllar yılı egemenler tarafından bu kurt masalıyla uyutulduk, ki bu da ayrı bir garâbet...

Öte yandan, teşhisleri doğru ama tedavileri yanlış çıkan, Marks’ın da bulguladığı gibi, aslında tarih boyunca fiili emekçiler hep bir özgürleşmeye doğru gitmiş, eski çağların kölelerinden, ortaçağın serflerine, kapitalist sanayi toplumunun fabrika işçilerinden, günümüzün esnek çalışan enformasyon işçilerine kadar makro trendlere baktığımızda bu görülür. Günümüzde, binlerce çalışan istihdam eden modern bir işverenin işçisi üzerindeki denetimi mi daha sıkıdır, yoksa hâlâ feodalite kalıntısı bir ağanın marabaları üzerindeki etkisi mi? Gerçi eski çağlarda, bu bir himaye/patronaj ilişkisini de beraberinde getiriyordu.

Yani, atasözünde denildiği gibi, eğer paranın olduğu yerde bir şeytan varsa, olmadığı yerde iki şeytan vardır, ehven-i şerri seçmek ise sağduyunun gereğidir. Bütün ticaretin ve para-ekonomisinin çöktüğü, insanların kendi köylerinin dışına çıkmadığı, bağnazlığın ve fanatizmin kol gezdiği, din savaşlarının hüküm sürdüğü Ortaçağ mı yeğlenir, yoksa kapitalizmin dünya ekonomisinin kuralı olduğu modern dönem mi?

Esenlikler dileklerimle...

Facebook'ta Paylaş
Yazdır Yazdır
Yazdırma Önizleme X Yazdir
Yazdırma işlemini başlatmak için YAZDIR 'a tıklayın.
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Arkadaşlarıma Gönder X
Abone Formu X
Şalom Gazetesi’nin adresinize gelmesi için bir yıllık şehir içi abonelik ücreti 140 TL.dir.
İletişim Formu X
Şalom Satış Noktaları X
Remzi Kitabevi - Etiler Akmerkez
Remzi Kitabevi - Suadiye
Remzi Kitabevi - Osmanbey
Remzi Kitabevi - Erenköy Carrefour
Remzi Kitabevi - Akadlar Mayadrom
Remzi Kitabevi - Mecidiyeköy Profilo
Remzi Kitabevi - Ankara Armada
Remzi Kitabevi - İzmir
Remzi Kitabevi - Antalya
Şalom Gazetesi - Künye X
künye
Abone Bize Ulaşın Reklam Şalom Satış Noktaları Künye Tüm Hakları Saklıdır. Şalom Gazetesi 2008