gozlemkitap
RSS
Yayın Haftaları X
Bu hafta ağımıza takılanlar
Bu hafta ağımıza takılanlar

İSRAİL ABD İLE İLİŞKİLERDE ‘DEMOKLES’İN KILICI’ İŞLEVİ GÖRÜYOR

Görünen o ki komşularla sıfır sorun politikasının kuracağı istikrar havzası, bir dizi ülkenin işine gelmemiş. Bu durumda Türkiye açısından kilit önemde olan üç ülke öne çıkıyor gibi gözüküyor. Bunlar İsrail, Ermenistan ve Kıbrıs.

İç ve dış konjonktür bu üç ülkeyle resmi ve diplomatik yollarla ‘iyileşme’ adımı atılmasına izin vermeyebilir. Ancak Türkiye’nin en önemli gücünün ‘yumuşak güç’ olduğu düşünülürse, bu üç ülke halklarıyla başka tür ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi mümkün. Üç ülkede de hükümetlerin tercihleri nedeniyle zarar gören kesimler bulunuyor; üçünde de Türkiye ile gerginlik siyasetini şiar edinenlerin kurduğu otoriter yapı mevcut. Üçü de Türkiye ile kavgaları sonucunda uluslararası sistemde izole olmuş vaziyetteler.

Türkiye’nin bu üçlüyle ilişkilerinden zarar gördüğü de söylenmeli. Kıbrıs, AB ilişkilerinin donmasına yol açtı; İsrail ABD ile ilişkilerde ‘Demokles’in kılıcı’ işlevi görüyor; Ermenistan ise başta Rusya olmak üzere Türkiye’nin küresel düzeydeki varoluş biçimini belirliyor. Ancak bu sarmaldan çıkma kapasitesi Türkiye’de mevcut.

Beril Dedeoğlu

http://www.stargazete.com/yazar/beril-dedeoglu/dunya/turkiye-ve-uc-kilit-ulke/yazi-555069

İSRAİL, MISIR’LA BARIŞ ANLAŞMASININ GAZ GİBİ HAVAYA KARIŞMASI TEHLİKESİNDEN DEHŞETE KAPILDIYSA, TÜRKİYE’YLE İLİŞKİLERİN DONMASINDAN MİDESİNE KRAMPLAR GİRİYORSA, BAĞIMSIZLIKLA İŞGAL ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BİRBİRİYLE UYUMLU KAVRAMLAR OLDUĞU İNANCINI DEĞİŞTİRMELİDİR

İsrail, Türkiye ve Mısır’la karşılıklı ilişki durumunu tersyüz etti. İsrail inanıyordu ki (ve hâlâ da inanıyor) bu iki ülke, İsrail’den gelecek icatlara ya da gaz gelirlerine ve öncelikle İsrail’in, ABD’nin bu iki ülkeyle ilgili politikalarını biçimlendirme gücüne o kadar bağımlı ki, işgal topraklarındaki politikalarını görmezden gelecekler, prestijlerini teslim edecekler ve burunlarını tutacaklar. İsrail, Türkiye’nin kendisiyle ilişkilerinin, stratejik çıkarların yanı sıra İsrail devletinin esas niteliklerine hayranlık temelinde kurulduğunu ve İsraillilerle Türkler arasında gelişen ilişkiler tarafından desteklendiğini unutmayı tercih etti. Mısır’ın İsrail’le ilişkileri, gaz ya da petrol temelinde kurulmadı, ancak Mısır’ın bakış açısından Yom Kipur Savaşı’nda onurunu yeniden tesis etmesinin ardından gelişmeye başladı.

Fakat hem Mısır hem de Türkiye, kendi vatandaşlarıyla ya da bölge ülkeleriyle ilişkilerine zarar vermeyecek biçimde İsrail’le ilişkileri koruyabilmek için, İsrail’i nasıl politikalar yürütmesi gerektiğine ikna arzularından vazgeçmedi; ne gaz ne de askeri donanım karşılığı vazgeçtiler. Bu ilişkileri, işgal topraklarındaki politikasını sürdürmek için onay mührü sayan İsrail ise para endeksinin her şeyi çözeceği yanılsamasıyla yaşadı.

Bu yanılsama, kör eden metal nesneler, tutuşan akışkanlar, optik parçalar, damla damla sulama aygıtlarıyla olan ilişkilerin temelini giderek küçülttü ve İsrail’i, düzenin değişmesi ihtiyacına kör etti: İlişkileri ticaret anlaşmalarına hizmet eden akil bir politika üzerine kurmak gerekiyordu, tam tersi yönde değil. İsrail, uyuşturucu etkisinden uyandığında keşfetti ki, p.çler oyunun kurallarını değiştirmişti. Birdenbire Türkiye’nin ‘onuru’, İsrail-Filistin sorununa dair ilkeleri ve bağımsız bir politikası vardı; ve Mısır, bir kontratı iptal etmekten korkmuyordu. Gerçekte, oyunun kuralları ihlal edilmemişti, sadece İsrail bugüne dek kendi kendisiyle oynamıştı.

Neyse ki bilgeliğin aksine politika tersyüz edilebilir. Eğer bu hafta İsrail, Mısır’la barış anlaşmasının gaz gibi havaya karışması tehlikesinden dehşete kapıldıysa, Türkiye’yle ilişkilerin donmasından midesine kramplar giriyorsa, bağımsızlıkla işgal özgürlüğünün birbiriyle uyumlu kavramlar olduğu inancını değiştirmelidir ve değiştirebilir.

Zvi Barel

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1086187&CategoryID=132

DEMEK Kİ DAVOS’TA İSRAİL CUMHURBAŞKANI’NA “ONE MİNUTE” DİYE BAĞIRARAK, ORTADOĞU’NUN LİDERİ OLUNMUYORMUŞ

Dinci olmayan Bin Ali, Mübarek, Esad ve Kaddafi gibi diktatörleri devirip, yerine seçimle, dinci diktatörler getirmek!

Demokrasi geleneği sıfır olan ülkelerde, gökten zembille iner gibi serbest seçim yaparsanız olacağı budur! İstediğiniz kadar seçim yapın, halkın büyük çoğunluğu demokratik bir zihniyete sahip değilse, bu ülkelerden demokrasi çıkmaz!

Ama Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti halkına masal anlatmaya devam ediyor! Türkiye’nin Orta Doğu’daki etkisinin arttığından, Türkiye’nin Orta Doğu’da öncü ülke olduğundan, Türkiye’nin Orta Doğu’daki değişim dalgasını bundan sonra yöneteceğinden söz ediyor.

Oysa bugün Türkiye’nin İran ile arası bozuk, İsrail ile arası bozuk, Suriye ile arası bozuk, Irak ile arası bozuk! Türkiye’nin Orta Doğu’da üç komşusu var: İran, Irak ve Suriye; ama üçüyle de arası bozuk! İsrail ve İran, Orta Doğu’nun en güçlü ülkeleri arasında yer alıyorlar, ancak Türkiye’nin bu iki ülkeyle de arası bozuk.

Bu ülkelerle bir zamanlar iyi ilişkiler içinde olan Türkiye, AKP döneminde, hepsiyle küs hale geldi! Bu ülkelerle ciddi sorunlar yaşayan Türkiye, kime dayanarak, hangi ilişkilerle Orta Doğu’da etkili hale gelecek?!

Avrupa’da olmayan Türkiye, Avrupa Birliği macerası sona eren Türkiye, Orta Doğu’da da yok! Demek ki Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı’na “one minute” diye bağırarak, Orta Doğu’nun lideri olunmuyormuş. İsrail’e neredeyse savaş ilan edeceksin, Rusya, Çin ve İran’ın sert muhalefetine rağmen, hatta ABD ve AB’nin çekincelerine rağmen, Suriye’de yönetimi devirmek ve Suriye’ye müdahale etmek işine öncülük edeceksin, Irak’taki Sunni-Şii dengesine müdahale edeceksin, taraf hale geleceksin, İran’a karşı füze kalkanı kuracaksın, dost olduğun herkesle düşman olacaksın, sonra da Orta Doğu politikasına öncülük edeceksin!

Böyle komik birşey olabilir mi?

Örsan K. Öymen

http://t24.com.tr/yazi/arap-kabusu-ve-dis-politikanin-iflasi/5046

KONTROLDEN ÇIKAN İSYANIN FATURASI, KONUYLA HİÇ İLİŞİĞİ OLMAYAN AMA “FARKLI” OLDUKLARI İÇİN HUZURSUZLUKTAN SORUMLU TUTULAN “YAHUDİLERE” ÇIKARILIYOR

Roma’da hâlâ “getto” diye anılan ve yalnız Yahudilerin yaşadığı bir mahalle bulunuyor.

Bu mahallede, büyük bir de “getto müzesi” var. Batının ırkçılık ve ayrımcılık tarihçesinin başlangıcını anlatan gettonun beş asırlık serüvenini burada öğrendim…

“Getto” ilk kez İtalya’da 1516 yılında icat edilmiş…

Bu, Katolik kilisesinde Lüter’in protestan isyanının fitillendiği dönem…

Kilisedeki kavga malumunuz olduğu gibi Katoliklerle; “yoldan çıkarak” kiliseye bayrak açan Protestanlar arasında…

Yahudilerle ilgisi yok…

Ama Avrupa’da büyük değişim rüzgârları esiyor, çok büyük bir altüst oluş yaşanıyor.

Kontrolden çıkan isyanın faturası, konuyla hiç ilişiği olmayan ama “farklı” oldukları için huzursuzluktan sorumlu tutulan “Yahudilere” çıkarılıyor.

Okkanın altına öncelikle; Yahudiler gidiyor…

“Getto” denen ayrı mahallelere sürülen Yahudiler; burada “cüzamlı” muamelesi görüyorlar, belli saatler dışında kendilerine tahsis edilen alandan dışarı çıkamıyorlar. Belli meslekler dışında hiçbir iş icra edemiyorlar.

“Getto” tarihi, baştan sona böyle bir “şamar oğlanı yaratma” tarihi…

“Lüter” devrimi itibarıyla Eski Kıta’yı saran bütün büyük krizlerde Yahudilerin ensesine binen bu eski Avrupa geleneği, çözüm bulunamayan sorunlara karşı hep bir “şamar oğlanı bulmaktan” ibaret…

II. Dünya Savaşı bitimine dek her krizde “şamar oğlanı” işlevi görevi Yahudilerin yerini, bundan böyle “Müslümanlar” almış durumda.

Yeni ‘günah keçisi’ Müslümanlar

...

80’li yaşlarını süren baba Le Pen, ikinci dünya savaşı günlerinden kalma Yahudi düşmanlığından kurtulamamıştı...

Jean Marie le Pen liderliğindeki “Ulusal Cephe” Müslüman karşıtlığı yanında antisemitizm köklerini koruyan bir partiydi.

Batıda “antisemit” bir partinin asla “meşruiyet” kazanamayacağını gören partinin 43 yaşındaki şimdiki genç lideri Marine Le Pen, babasından yönetimi devralır almaz ilk iş “günah keçisi” listesinden Yahudileri çıkarttı. Onların yerine güçlü biçimde “Müslümanları” yerleştirdi.

Marine Le Pen’in “Ulusal Cephe”de gerçekleştirdiği en çarpıcı reform işte bu.

“Mahdume le Pen”; şimdi Fransa’nın kapılarını ne zaman “göçmenlere kapatmaktan” söz etse; bununla artık sadece “Müslümanları” kastettiği biliniyor.

“Aşırı sağın” yükselişi dendiğinde, herkesin aklına bu nedenle derhal kara çarşaflı kadınların eksik olmadığı Müslüman gettoları geliyor.

Müslümanlar, Eski Kıta’nın artık “yeni şamar oğlanı”…

Nilgün Cerrahoğlu

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=332740

İSRAİLLİLERİN HEPSİ DEĞİL NÜFUSUNUN %80’İ YAHUDİ’DİR VE YAHUDİLERİN DEVLETİDİR AMA HER YAHUDİ İSRAİLLİ DE DEĞİLDİR

Siyonizm Yahudi milliyetçiliğidir. Siyonizm ki Türkiye’de apayrı mistik değerler ve güçler atfedilir. O milliyetçiliğin gelişmesinin sebebi, 19.yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’da gelişmekte olan ırkçı temelli “Antisemitizm”dir.  “Herzl” gibi, her haliyle asimile olmuş bir Yahudi, ki kendisi gazetecidir, Fransa’daki “Dreyfus Davası”nı izleyince “bize buralarda hayat hakkı tanımayacaklar bunlar” dedi. Bunun üzerine buna bir çare olarak yani Yahudi problemine çare olarak bir milliyetçilik geliştirdi. Her milliyetçilik bir takım efsanelere yaslanmak zorundadır. İlk Siyonist Kongresi’nden sonra “Uganda’ya mı yerleşim Petogonya’ya mı?” diye tartışılırken, millet “saçmalamayın 2000 yıldır Kudüs’e dönelim diye dua eden bir millet ancak Kudüs’e gider” dedi. Fakat Siyonizm 2. Dünya Savaşı sonrasına kadar Yahudilik içinde çoğunluk ideolojisi değildir. Aslında hem bulundukları toplumların içinde erimek anlamına gelen asimilasyon hem de “Sosyalist Bund” adlı bir hareket daha popülerdi ama 1930’ların koşullarından itibaren Siyonist olsanız da olmasanız da canınızı kurtarmak için Filistin’e gittiniz. Bu süreçte tabii Siyonistler iyi örgütlendiler. İngilizlerin inkar edilemez bir koruması da oldu. Bulundukları yerde kendilerini savunabilecekleri bir gücü de geliştirdiler zamanla, yani sadece İngilizlere atfedilecek bir şey değildir. Buna karşılık, karşılarında dağınık, örgütlenmeyi beceremeyen kendi aralarındaki şehir–kır,  Müslüman–Hıristiyan, Kadın-Erkek, aileler arası rekabetin olduğu ve bunun gibi meseleleri aşamamış bir topluluk vardı. Örgütlü bir topluluk karşısında örgütsüz olanın hiçbir zaman şansı yoktur. Sonra 1947’de Birleşmiş Milletlerin Filistin’i iki devlete ayrıma kararına, Yahudi kesimi evet dedi. Araplar ise hayır dediler, fakat bu hayır’ın arkasını doldurabilecek ve dolayısıyla diğerlerinin oradaki varlığını yok saydıracak olan örgütlenmeyi beceremediler ve savaşı kaybettiler. Savaş kaybedildi 770 bin Filistinli mülteci ortaya çıktı. İsrail devleti kendisine verilen topraklardan daha fazlasının üzerine savaş sonucunda oturabildi. O gün bu gündür de biz bir İsrail-Filistin meselesiyle yaşayıp duruyoruz.

...

Yahudiler dediğiniz zaman bir millet ya da Türkler ya da Müslümanlar bunların hepsi aynıdır düşüncesi bunun arka planında. Böyle bir şey olamaz ki. Yani siz Müslümansınız Endonezya’daki de. Sizin adınız Ahmet, Mehmet, Hasanla Hüseyin’le hiçbir ortak paydanız olmayabilir aynı dine iman ediyorsunuz, aynı peygamberi tanıyorsunuz, o kadar. Aslında bu tartışmalar dünya Yahudiliği içinde de İsrail’in kendi içinde de yapılıyor. Yani bizim değerlerimiz bu davranışları kaldıramayacak diyenler çok var,  dindarlar arasında vs. Ancak burada bir milletin, dinin ya da bir milletin mensuplarının değil, bir devletin vatandaşlarının ya da yöneticilerinin yaptıkları işlerden bahsediyoruz. Devlet var işin içinde.

Şimdi biz Türkler çok iyiyiz diyelim. Peki, ne bileyim Sivas’takileri öldürenler o zaman kötü müydü ya da Türk mü değillerdi ya da işkenceyi kim yapıyor? Tamam, efendim biz Balkanlarda büyük zulüm gördük, amenna doğru. 25-30 yıl devam eden büyük göç, yağmalamalar, hırsızlıklar malınızdan olma, tecavüzler, sefaletler geldiniz Türkiye’ye yerleştiniz. Diyelim ki Diyarbakır hapishanesindeki işkenceci gardiyan da Balkan kökenli. Şimdi oradan yola çıkarak siz büyük zulüm gördünüz, sen bunu niye yapıyorsun sorusu çok anlamlı bir soru değil. Burada bir devlet ideolojisi, güvenlik ideolojisi oradaki vatandaşların, İsraillilerin hepsi değil nüfusunun %80’i Yahudi’dir ve Yahudilerin devletidir ama her Yahudi İsrailli de değildir. Dolayısıyla böyle ayırarak bakmak lazım.

Soli Özel

http://www.hursen.org/index.php?option=com_content&view=article&id=191%3Asoli-oezel-ile-yaplan-soeylei-qburas-vasatlar-mparatorluuq&Itemid=123

BUGÜN AZERBAYCAN'DA BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU 'DAĞ YAHUDİLERİ' OLARAK ANILAN BABİL SÜRGÜNÜ YAHUDİLERİ İLE SOVYETLER DÖNEMİNDE ÜLKEYE GELİP YERLEŞEN AŞKENAZİM YAHUDİLERİ YAŞIYOR

Azerbaycan ve İsrail'in yakın zamanda konu olduğu ve sakız gibi çiğnenen bir başka haber de Azerbaycan'ın İsrail'den almaya karar verdiği 1,6 milyar dolarındaki askerî malzeme haberi. Çeşitli tiplerde insansız hava araçları, uçaksavar ve füze sistemlerinin içinde yer aldığı bu askerî alım da bazıları tarafından eleştiriliyor, Azerbaycan hedef haline getiriliyor. Biz bu konudaki fikirlerimizi geçen ay uzun bir yazıyla anlatmış, savaş halinde olan Azerbaycan'ın ihtiyaçlarına göre istediği ülkeden silah, malzeme satın alma hakkının olduğunu söylemiş, alımı eleştiren İran'ın İran-Irak savaşı sırasında gizli yollardan hem Amerika ve hem de İsrail'den silah aldığına dikkat çekmiştik. İran bir yana biz de bugün hâlâ terörle mücadelede kullandığımız Heronları İsrail'den almamış mıydık?

Neyse bunları geçelim, Azerbaycan-İsrail ilişkilerine dönelim. İlişkiler ticari, ekonomik, diplomatik ve askerî alanlarda iyi durumda görünüyorlar. İsrail, Bakü-Ceyhan hattından gelen Azeri petrolünü alıyor. Bu da petrol ihtiyacının yaklaşık üçte birine tekabül ediyor. İkili ticaret hacmi 4 milyar dolar civarında bulunuyor. İsrail özel sektörünün Azerbaycan'da önemli yatırımları ve şirketleri var. 1990'larda Azeri pazarına giren İsrail şirketleri özellikle hizmet sektöründe yoğunlaşmış bulunuyorlar. İletişim sektörü bunlardan en önemlisi. Ayrıca, doğalgaz ve petrol ile alakalı ileri teknoloji alanlarında da İsrailli şirketler faaliyet gösteriyorlar.

Kısacası 20 yıl önce başlayan ilişkiler bugün her iki tarafın da faydasına olacak şekilde işliyor, gelişiyor. İlişkilerin gelişmesinde ayrıca Azerbaycan'daki Yahudi nüfusu da belli bir rol oynuyor. Bugün Azerbaycan'da büyük çoğunluğu 'Dağ Yahudileri' olarak anılan Babil sürgünü Yahudileri ile Sovyetler döneminde ülkeye gelip yerleşen Aşkenazim Yahudileri yaşıyor. Büyük çoğunluğu Kırmızı Kasaba'da yaşayan Dağ Yahudileri (toplam 5500 kadar)ile büyük şehirlerde yaşayan Aşkenazimlerle birlikte toplam Yahudi nüfusu 9000 civarında bulunuyor. Ayrıca, eski dönemlerde İsrail'e göç etmiş 40-50 civarında Yahudi de var. Bunların Azerbaycan ile alakaları da güçlü şekilde devam ediyor. Tel-Aviv'den Bakü'ye haftada bir uçak seferi var. Ancak, bunlara rağmen bugün Azerbaycan'ın İsrail'de büyükelçiliği yok. Bu da Azerbaycan yönünden bir mesaj elbette. Son haberler dolayısıyla gündeme gelen Azerbaycan-İsrail ilişkileri bugün kısaca böyle.

Fikret Ertan

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1280833&title=azerbaycan-ve-israil

1970'Lİ YILLARDA BİLE ARAP BASININDA İSRAİL'DEN SÖZ EDİLİRKEN "SÖZDE İSRAİL DEVLETİ" (TANIDIK BİR İFADE BİÇİMİ BİZİM AÇIMIZDAN) TABİRİ KULLANILIRKEN, ŞİMDİLERDE ORTADOĞU'DA ARTIK İSRAİL DİYE BİR VAKIANIN BULUNDUĞU GENEL BİR KABULE DÖNÜŞTÜ

1948 öncesinde, İsrail'in kurulabilme ihtimalini tümüyle dışlayan, hatta Yahudileri denize dökmekten söz eden Arap kamuoyu, pabucun pahalı olduğu görünce, zaman içinde yavaş yavaş daha reel bir pozisyon almaya başladı. 1970'li yıllarda bile Arap basınında İsrail'den söz edilirken "Sözde İsrail Devleti" (Tanıdık bir ifade biçimi bizim açımızdan) tabiri kullanılırken, şimdilerde Ortadoğu'da artık İsrail diye bir vakıanın bulunduğu genel bir kabule dönüştü.

Ancak Kudüs "İslâm'ın en kutsal üç şehrinden biri" olduğu için, onunla ilgili tartışmalar hâlâ bütün sıcaklığıyla devam ediyor. Arap dünyasındaki âlimlerin geneline göre, İsrail'den vize ve izin alarak Kudüs'ü ziyaret etmek, İsrail'in kutsal kent üzerindeki tahakkümünü onaylamak anlamına geleceğinden, haram. Yusuf el Karadavi başta olmak üzere Sünni ulemanın neredeyse tamamı aynı fikirde. Türkiye'de de aynı ekolden etkilenen birçok isme rastlamak mümkün. Hatta Mescid-i Aksa'yı ziyaret adı altında Siyonizm'e destek verildiği şeklinde güncel yorumlar da sıklıkla boy gösteriyor.

Kudüs'ü ziyaret etmenin haramlığını savunanların, aynı zamanda Mescid-i Aksa ve Kubbetu's-Sahra başta olmak üzere Kudüs'teki İslâm eserlerinin asla zarar görmemesini ve korunmasını savunmaları ise ilginç bir çelişki olarak dikkat çekiyor. Gidip görmeden, Filistinlilerin Kudüs'te yaşadıklarına şahitlik etmeden, alışveriş vb. yollarla Kudüs ve çevresindeki Filistinlilerin yüzünü güldürmeden, ziyaretlerle onlara moral desteği sağlamadan oralara nasıl sahip çıkılacağı sorusu, henüz mantıklı bir şekilde cevabını bulabilmiş değil.

Taha Kılınç

http://www.usasabah.com/Yazarlar/taha_kilinc/2012/04/26/kudusu-ziyaret-haram-midir

DÜN HER KÖTÜLÜĞÜN ANASI "DÜNYANIN DÖRT BİR YANINA YAYILMIŞ YAHUDİLER" İDİ; BUGÜN İSLAM COĞRAFYASINDAN BİLMEM KAÇ KUŞAK ÖNCE GETİRİLMİŞ/GELMİŞ "GÖÇMENLER"

Demek ki dünya savaşları Avrupa'ya ders olmamış. On milyonlarca insanın ölümünden yeterince ders çıkarılmamış. Görüyorsunuz; ırkçılık dalga dalga yükseliyor. Yeni bir faşizme doğru kayıyor Avrupa... Dün Yahudiler üzerinden yürütülüyordu faşizm, bugün Müslümanlar üzerinden. Dün her kötülüğün anası "dünyanın dört bir yanına yayılmış Yahudiler" idi; bugün İslam coğrafyasından bilmem kaç kuşak önce getirilmiş/gelmiş "göçmenler". Sinsice gelen ırkçılık hareketi bir yandan çeşitli kılıflarla İslam karşıtlığı yapıyor; diğer yandan da "Batılı değerler"in tecessüm ettiği Avrupa Birliği karşıtlığını ihmal etmiyor.

Cumartesi günkü Zaman'ın manşetinde Paris Muhabirimiz Emre Demir'in çok iyi tespit ve teşhis ettiği gibi bu seferki faşistler doğrudan ırkçı söylemler sarf etmiyor. Onun yerine güya Avrupa değerlerinin İslamîleşmesine karşı çıkıyorlar. Güya "Yahudi karşıtlığı"ndan vazgeçip İsrail'e göz kırpan sinsi gruplar İslam fobisi ve yabancı düşmanlığı gibi temalar seçerek insanları kendi saflarına çekiyor.

Avrupa'daki ekonomik sıkıntı ırkçılık atmosferini zaten yeterince besliyor. Böyle zor dönemlerde insanları kandırmak için, "Ekmeğimizi elimizden aldılar" söylemi yetebiliyor. En azından, "Ekmeğimizi bu barbar adamlarla niye paylaşacağız?" sorusu ekonomik zorluklar yaşayan kitleleri yüreğinden yakalayabiliyor

Ekrem Dumanlı

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1280776&title=siddet

Netten okumalar

 “ÖTEKİ”NİN BU “KADAR”I

http://eski-tas.blogspot.com/2012/04/oteki-nin-bu-kadar-i.html

İSRAİL'DEN NOSTALJİ

http://www.hasturktv.com/israilde_gundem/3539.htm

TARİHİN İÇİNDEN BİR ADANA FOTOĞRAFÇISI GASTON MIZRAHİ

“O dönemde çok zorluk çektik. Devlet aniden, gelen borç ve faizin hemen ödenmesini istemişti. Evdeki eşyalara haciz konmuştu. Kasalarımızı kapatmışlar ve mülklerimize ipotek koymuşlardı. Hatta Foto Rekor’daki kutu fotoğraf makinelerinin, dükkan dışında tezgahta, tellal tarafından, “Hiçbir şeye yaramazsa biber kutusu da mı olmaz!” diye bağırttırılarak satıldığını hiç unutmam. Bu dönemde babamın imdadına Adana’nın yerlilerinden Hacı Bahittin Akdağ yetişir. Babam düşünceli bir şekilde elinde Tevrat mezarlıktan dönerken, Bahittin Bey ‘neden düşünceli’ olduğunu sorar. Babam da mallarını bile satmalarına izin vermedikleri için Varlık Vergisi borcu olan 55000 lirayı ödeyemediğini, zaruri ihtiyaçlarını dahi evdeki bakır tencereleri satarak karşıladıklarını söyler. Bahittin Bey şaşırır ve hemen ertesi gün sattığı pamuğun parasını babama verir. Daha sonra babam toparlandığında bu borcunu bir arsa hediye ederek ödemek istese de Bahittin Bey kabul etmez. Mutlaka hediye etmek istiyorsa o sırada odaya giren oğlu Zahit Akdağ’a vermesini söyler. Zamanla bu kişi Adana Belediye Başkanlığı yapacaktır. Şu anda o arsa Atatürk Caddesinde Sular mevkine denk gelmektedir ve halen çok değerlidir.”

http://www.altinsehiradana.com/kategoriler/say-6-ocak-subat-2012/item/306-tarihin-icinden-bir-adana-fotografcisi-gaston-mizrahi

 Netten seyredin

AVRAHAM PERERA JUDEO-ESPAGNOL & LADİNO SİNGER 1934 – 1984

http://www.youtube.com/watch?v=aeLzJQjwqIU&feature=share

Facebook'ta Paylaş
Yazar İzak BARON
Yazdır Yazdır
Yazdırma Önizleme X Yazdir
Yazdırma işlemini başlatmak için YAZDIR 'a tıklayın.
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Arkadaşlarıma Gönder X
"/>
Abone Formu X
Şalom Gazetesi’nin adresinize gelmesi için bir yıllık şehir içi abonelik ücreti 140 TL.dir.
İletişim Formu X
Şalom Satış Noktaları X
Remzi Kitabevi - Etiler Akmerkez
Remzi Kitabevi - Suadiye
Remzi Kitabevi - Osmanbey
Remzi Kitabevi - Erenköy Carrefour
Remzi Kitabevi - Akadlar Mayadrom
Remzi Kitabevi - Mecidiyeköy Profilo
Remzi Kitabevi - Ankara Armada
Remzi Kitabevi - İzmir
Remzi Kitabevi - Antalya
Şalom Gazetesi - Künye X
künye
Abone Bize Ulaşın Reklam Şalom Satış Noktaları Künye Tüm Hakları Saklıdır. Şalom Gazetesi 2008