gozlemkitap
RSS
Yayın Haftaları X
Yorum farkı…

Geçtiğimiz hafta Alber Nasi köşe yazısına “Taşlar yerine oturuyor” başlığını koydu. Yerine mi oturuyor, yerinden mi oynuyor bilemeyeceğim. Ancak bölgede önemli değişikliklerin yaşandığı, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı açık… Demokrasiye karşıt bir alternatif olarak uluslararası terör yolunu izleyen Bin Ladin’in bir günde tarih sahnesinden silinmesinin İslam dünyası yönünden de büyük bir kazanım olduğu görüşündeyim.

Nasi dostum gibi ben de İsrail yönetiminin, ‘Hamas’ ile ‘El Fetih’in bölünmeye son vermeyi amaçlayan anlaşmasına neden bu denli sert tepki gösterdiğini anlayabilmiş değilim. Eski Dışişleri Bakanı Moshe Arentz; “El Fetih’in Hamas ile uzlaşması sonucu Mahmud Abbas’ın terörü reddeden duruşundan geri adım attığını ve bu duruşun barış sürecini sekteye uğratacağını” ileri sürdü (Haaretz). İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da, anlaşmayı barış sürecine ‘ağır bir darbe’ olarak nitelendirdi.

Hangi barış süreci diye sorası geliyor insanın…

El Fetih ile Hamas önümüzdeki dönemde ortak bir hükümet kuracak, seçimlere gidecek ve eylül ayında Filistin Devleti’nin resmen tanınması için BM’e başvuracak. Bu süreç daha oldukça su kaldırır. Ancak bugüne dek barışa en önemli engellerden birini iki başlı bir Filistin yönetiminin oluşturduğu ileri sürülmüyor muydu? Bu iki başlılık yakın gelecekte de ortadan kalkmayacaktır. Ne var ki Hamas’ı terörist bir örgüt olarak nitelendiren İsrail açısından, bu örgütün ılımlı yönde değişim göstermesi koşuluna bağlı olarak, kapıların aralık bırakılması bazı ülkeler nezdinde daha olumlu algılanabilirdi.

Suriye’de büyük bir katliam yaşanıyor. Özellikle Cuma’ları sokaklara dökülen halk, geçen hafta her gün protestolarını sürdürdü. Meydanlar ölülerle, kanlı görüntülerle doldu.  Libya’ya bombalar yağdıran NATO ve BM niye bu kez sessizliğini, sükûnetini ve eylemsizliğini sürdürüyor? Bölgedeki denklemler, Hizbullah ve İran faktörü gibi pek çok görüş veya varsayım ileri sürülebilir. Ancak kesin olan Beşar Esad halk hareketini bastırmayı başarsa da başaramasa da Suriye’nin artık eskisi gibi olmayacağıdır.

Gelişmeleri ister ‘Arap Baharı’, ister twitter veya sosyal iletişim ağlarının zaferi diye nitelendirin ben bölgede belirsizliklerin Berlin Duvarı’nın yıkılışındaki kadar çabuk ortadan kalkmayacağına, zihinsel devrimin gerçekleşebilmesinin daha uzun süre alacağına inanıyorum.

İNTERNET’İN SONU MU?

Sosyal iletişim ağlarından söz edince Türkiye’de seçimlere bir ay kala medyada oldukça tartışmalara neden olan, “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” hükümlerine değinmeden edemeyeceğim. Eski “Telsiz Kanunu”nun adı yeni bir düzenleme ile “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin Kanun” olarak değiştirildi ve söz konusu esaslar bu kanun doğrultusunda BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) tarafından hazırlandı. Kavramlar çağdaşlaşıyor, ya içerikleri?

22 Ağustos’ta devreye girecek olan sistemde, BTK tarafından belirlenen aile, çocuk, yurtiçi ve standart paket adıyla dört filtre tipinden biri seçilerek internete girilebilecek. IPS İletişim Vakfı yürütmenin durdurulması istemiyle söz konusu düzenlemeye karşı Danıştay’da iptal davası açtı.

5 Kasım 2009 tarihi itibariyle Avrupa Parlamentosu ve Bakanlar Konseyi’nin ‘Telekom Reform Paketi’ kapsamında anlaşmaya vardığı temel başlıkların arasında; “internet erişimi ve kullanımı konusunda vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunması” da yer almaktadır.  Adaylık statüsündeki Türkiye’nin topluluk müktesebatını iç hukuka uyarlaması bir zorunluluk haline gelmiştir. Sorun, “internetin sonu” olarak da değerlendirilen filtre uygulamasının gerçekten özgürlükleri kısıtlayıp kısıtlamayacağı noktasında odaklanıyor.

Prof. Dr.Emre Kongar, “Yorum farkı” adlı programda söz konusu uygulamanın dünyada sadece İran, Çin ve Küba’da mevcut olduğunu ileri sürerken Telekomünikasyon İletişim Başkanı (TİB) Fethi Şimşek, benzer yöntemlerin ABD, Almanya, İngiltere ve Avusturya gibi ülkelerde de mevcut olduğuna dikkati çekti. BTK Başkanı Tayfun Acarer ise standart pakette herhangi bir değişiklik olmayacağını açıklarken; “bunun şimdi gündeme getirilmesi siyasi. Benzeri düzenlemeler Avrupa ülkelerinde de bulunuyor. Bunun bir sansür olarak algılanmasına şaşırdım” dedi. Görüşler oldukla çelişkili…

Kimine göre ‘Çin Seddi’ adı verilen siber-sansür duvarını andıran yöntemin, ‘çocukları koruma’ kılıfı altında vatandaşların hangi sitelere ne kadar girdiğinin devlet tarafından tespiti amacını mı taşıdığını ancak 22 Ağustos’tan sonra zaman içinde göreceğiz.

Amaç, ceza kanunlarında suç oluşturan içeriklere sahip sitelere erişimin engellenmesi ise -ki özgürlükler açısından buna da karşıyım- öncelikli olarak etnik ve dinsel azınlıklara yönelik ‘nefret suçlarının’ bu kapsam dâhilinde ele alınması en birincil temennimdir. Çünkü bu tür suçların önüne geçmek bu suçların oluşmasına etki eden faktörlerin ortadan kaldırılması ile mümkündür.

EROL GÜNEY 

14.Ekim 2009 tarihli “Bir dünya vatandaşının ardından” başlıklı yazımın bir bölümünde o hafta kaybettiğimiz gazetemizin köşe yazarlarından Erol Güney hakkında şöyle yazmıştım: “Yayın koordinatörlüğüm süresince birçok kez Erol Güney ile sohbet etme fırsatını yakaladım; son yıllarda ‘ıskat’ kararı kalktıktan sonra sık sık İstanbul’u ziyaret etmekte ve  birkaç saatini gazetemizde geçirmekteydi. Bir defasında da yazı kurulumuzun toplantısına katılma nezaketini gösterdi. Bizleri dikkatlice izledikten sonra, ‘gençlerle bir arada bulunmak büyük zevk, Tercüme Bürosu’ndaki günlerimi anımsadım’dedi.

Yıllar çabuk geçiyor; Haluk Oral ve M.Şeref Özsoy’un kaleme aldığı “Erol Güney’in Ke(n)disi” kitabının yayımı vesilesi ile düzenlenen tanıtım ve imza gününden nerede ise beş yıl geçti. Bir üstadın kalfasına karşı alçak gönüllülük belirtisi olarak ‘A mon brillant editeur avec toutes mes amities’ sözleri ile imzaladığı kitabını kütüphanemde değerli bir anı olarak hep saklayacağım.”

Ve şimdi Erol Güney’in ölümünden bu yana iki yıl geçti. Her fırsatta kendisini anarım. Erol Güney’in gazetecilik serüveninin ve yaşamının tüm gençlere örnek olması en önemli dileklerimden biridir. Bu hafta Harbiye Radyo Evi’nde yönetmenliğini Sabiha Banu Yalkut Breddermann’ın yaptığı “Yaşamın Sürüklediği Yerde Erol Güney’in Öyküsü” adlı belgeseli izledim.

1940’lı yıllarda Erol Güney, Puşkin, Gogol, Dostroyevski, Çehov, Moliere gibi pek çok yazarın tercümelerini yaptı ve dünya edebiyatının klasiklerini Türk diline kazandırdı. Eşi Dora ile evlenirken Melih Cevdet Anday ve Necati Cumalı nikâh şahitliği yaptı. Orhan Veli Kanık Güney’in kedisi Edibe için şiir yazdı onu dünyanın en ünlü kedisine dönüştürdü. 

Erol Güney’in dostları olan, edebiyat dünyamızın ünlülerinin heykelleri Beşiktaş Şairler Parkı’nda. Belki bir gün Erol Güney de o parkta dostları ile buluşur.

Facebook'ta Paylaş
Yazar Yakup BAROKAS Baş Yazı ybarokas@salom.com.tr
Yazdır Yazdır
Yazdırma Önizleme X Yazdir
Yazdırma işlemini başlatmak için YAZDIR 'a tıklayın.
Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Arkadaşlarıma Gönder X
Kimi zaman ne yazayım diye karar kara düşündüğüm, kimi zaman da hangi konuyu ele alayım diye kararsızlık içinde kaldığım oluyor. Bu hafta farklı ara başlıklar altında kısaca bölgedeki gelişmelere, Türkiye’de geçtiğimiz hafta internet ile ilgili gündemden düşmeyen tartışmalara ve Erol Güney’in belgesel filmine değindim.

"/>
Abone Formu X
Şalom Gazetesi’nin adresinize gelmesi için bir yıllık şehir içi abonelik ücreti 140 TL.dir.
İletişim Formu X
Şalom Satış Noktaları X
Remzi Kitabevi - Etiler Akmerkez
Remzi Kitabevi - Suadiye
Remzi Kitabevi - Osmanbey
Remzi Kitabevi - Erenköy Carrefour
Remzi Kitabevi - Akadlar Mayadrom
Remzi Kitabevi - Mecidiyeköy Profilo
Remzi Kitabevi - Ankara Armada
Remzi Kitabevi - İzmir
Remzi Kitabevi - Antalya
Şalom Gazetesi - Künye X
künye
Abone Bize Ulaşın Reklam Şalom Satış Noktaları Künye Tüm Hakları Saklıdır. Şalom Gazetesi 2008